Amerika'da köpekler için yayın yapan bir TV kanalı(DOG TV) çıkmış. Üstelik köpeklerin gördüğü renklere göre yayın yapıyormuş. Keşke Türkiye'de de olsa dediğim bu haberin detaylarını paylaşmak istiyorum.
Köpek TV kanalı DOGTV yayında
ABD'de yayına başlayan Köpek TV (Dog TV) evde yalnız kalan köpeklerin imdadına yetişiyor. Genelde evde yalnız kalan köpeklerin can sıkıntısından evleri dağıttı bilinir. Bu sebeple köpekler sıkılmasıyın diye yayına başlayan Dog TV'de köpeklere özel programlar yayınlanıyor.
Değişik yayın kalitesiyle 3 ile 5 dakikalık programlar köpeklerin görebildiği renklere göre hazırlanıyor. TV kanalı için aylık üyelik bedeli 5 dolar. Şimdiden bu kanalın 1 milyon'a yakın abonesi var.
hayvanlarla ilgili haberler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayvanlarla ilgili haberler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
20 Nisan 2012 Cuma
11 Nisan 2011 Pazartesi
Samsun'daki İnsanlık Dışı Vahşet İçin Yapabileceklerimiz
Geçtiğimiz haftalarda internette dolaşan bir video içinde ufacık bir insanlık kırıntısı barındıran herkesi dehşete düşürecek nitelikteydi. Bu videoda Aziz Zengin, Arif Çakar ve Nefise Çakar isimli şahısların savunmasız bir köpeği elektrik direğine bağlayarak dakikalarca sopayla öldüresiye dövdüğü görülmekteydi.
Amacım videoyu paylaşmak ya da insanların duygularını sömürmek değil, kaldı ki bildiğiniz gibi bu bloğun amacı hiçbir zaman duygu sömürüsü olmadı, öncelikli amacımız bilgi ve tecrübe paylaşımı oldu. Bu yazı da aynı amaçla yazılmıştır; destek vermek isteyen hayvanseverleri yapabilecekleri konusunda bilgilendirmek.
1- Öncelikle konu hakkında bilgi sahibi olmak için aşağıdaki link'teki bilgileri okuyabilirsiniz.
http://www.sessizkalmasucaortakolma.com/dilekce/dilekce_detay.asp?id=795
2- Yine aynı sayfada bilgilerin en alt kısmında bulunan yere isminizi ve gerekli bilgileri girerek Samsun valiliğine yollanacak dilekçeye imza atabilirsiniz.
http://www.sessizkalmasucaortakolma.com/dilekce/dilekce_detay.asp?id=795
3- Bu konunun medyada ve sosyal platformlarda daha çok duyulması ve destek sağlanması için Taksim'de bir yürüyüş yapılacak, bu yürüyüş ile ilgili detaylar ve facebook sayfası aşağıda bulunmakytadır.
Zaman 16 Nisan Cumartesi · 14:00 - 17:00
Yer İSTANBUL TAKSİM
İletişim: MENİS DOĞAN 0535 013 25 92
http://www.facebook.com/event.php?eid=176334395752847
4- Savcılığa suç duyurusunda bulunmak için bir dilekçe formatı hazırlanmıştır. Bu dilekçe aşağıdaki linkte bulunuyor. Bu dilekçenin bir çıktısını alarak boş kısımları kendi bilgilerinize göre doldurmanız ve savcılığınıza vermeniz yeterlidir. Eke bir de kimlik fotokopinizi koymanız gerekiyor.
http://www.facebook.com/notes/asude-ustaoglu/samsun-vezirk%C3%B6pr%C3%BC-de-ya%C5%9Fanilan-toplumda-infial-yaratan-kangal-in-d%C3%B6v%C3%BClerek-%C3%B6ld%C3%BCr/209668269049884
Duyarlı hayvanseverlerin destek vereceğine ve sessiz kalıp suça ortak olmayacağına inanıyorum.
Amacım videoyu paylaşmak ya da insanların duygularını sömürmek değil, kaldı ki bildiğiniz gibi bu bloğun amacı hiçbir zaman duygu sömürüsü olmadı, öncelikli amacımız bilgi ve tecrübe paylaşımı oldu. Bu yazı da aynı amaçla yazılmıştır; destek vermek isteyen hayvanseverleri yapabilecekleri konusunda bilgilendirmek.
1- Öncelikle konu hakkında bilgi sahibi olmak için aşağıdaki link'teki bilgileri okuyabilirsiniz.
http://www.sessizkalmasucaortakolma.com/dilekce/dilekce_detay.asp?id=795
2- Yine aynı sayfada bilgilerin en alt kısmında bulunan yere isminizi ve gerekli bilgileri girerek Samsun valiliğine yollanacak dilekçeye imza atabilirsiniz.
http://www.sessizkalmasucaortakolma.com/dilekce/dilekce_detay.asp?id=795
3- Bu konunun medyada ve sosyal platformlarda daha çok duyulması ve destek sağlanması için Taksim'de bir yürüyüş yapılacak, bu yürüyüş ile ilgili detaylar ve facebook sayfası aşağıda bulunmakytadır.
Zaman 16 Nisan Cumartesi · 14:00 - 17:00
Yer İSTANBUL TAKSİM
İletişim: MENİS DOĞAN 0535 013 25 92
http://www.facebook.com/event.php?eid=176334395752847
4- Savcılığa suç duyurusunda bulunmak için bir dilekçe formatı hazırlanmıştır. Bu dilekçe aşağıdaki linkte bulunuyor. Bu dilekçenin bir çıktısını alarak boş kısımları kendi bilgilerinize göre doldurmanız ve savcılığınıza vermeniz yeterlidir. Eke bir de kimlik fotokopinizi koymanız gerekiyor.
http://www.facebook.com/notes/asude-ustaoglu/samsun-vezirk%C3%B6pr%C3%BC-de-ya%C5%9Fanilan-toplumda-infial-yaratan-kangal-in-d%C3%B6v%C3%BClerek-%C3%B6ld%C3%BCr/209668269049884
Duyarlı hayvanseverlerin destek vereceğine ve sessiz kalıp suça ortak olmayacağına inanıyorum.
1 Mart 2011 Salı
Kasko Hayvanların Tedavi Masraflarını Karşılayacak
Avrupa Birliği (AB) kriterleri çerçevesinde hazırlanan yeni Karayolları Trafik Kanunu, sadece sürücü ve yayalarla ilgili değil, hayvanları da kapsayan düzenlemeler getiriyor.
Mevcut yasaya göre, bir hayvana çarpan ve ona zarar veren sürücüye hayvan başına 369 TL idari para cezası uygulanıyor. Zaman Gazetesi'nden Aslıhan Aydın'ın haberine göre, yeni teklif ise sürücünün çarptığı hayvanın tedavi giderlerini trafik sigortasından karşılayabilmesini içeriyor. Buna göre kaza sonucu yaralanan sokak köpeği, inek ya da ayağı kırılan atın veteriner masrafları kasko veya trafik sigortası tarafından karşılanacak.
Çevre ve Orman Bakanlığı'nın daha önce çıkardığı 5199 sayılı kanunun 21. maddesinde, "Bir hayvana çarpan ve ona zarar veren sürücü, onu en yakın veteriner hekim ya da tedavi ünitesine götürmek veya götürülmesini sağlamak zorundadır." hükmü yer alıyor. Kanuna aykırı davrananlara da hayvan başına 369 TL idari para cezası uygulanıyor. Yeni teklif ise sürücünün çarptığı hayvanın tedavi giderlerini trafik sigortasından karşılayabilmesini içeriyor. Tasarı hayata geçerse kaza sonucu yaralanan sokak köpeği, inek veya ayağı kırılan atın tedavi masrafları, zorunlu trafik sigortasıyla garanti altına alınmış olacak. Bu düzenlemeyle sürücülerin çarptıkları sokak hayvanlarını öylece kaza mahalline bırakıp gitmesi yerine, insani görevlerini yerine getirerek yaralı hayvanı en yakın veteriner hekim ya da tedavi ünitesine ulaştırması hedefleniyor.
Çevre ve Orman Bakanlığı yetkililerine göre hayvan kazalarının en aza indirilmesi için ehliyet kurslarında, Hayvanları Koruma Kanunu'ndan ve ilgili ceza maddelerinden bahsedilmesi gerekiyor. Bu eğitimlerin düzenlenmesinde bakanlığa bağlı Doğa Koruma Milli Parklar Genel Müdürlüğü ya da il çevre ve orman müdürlüklerinden teknik yardım alınabiliyor. Yetkililer ayrıca sokak hayvanlarının karıştığı kazaları önlemede, belediyeler tarafından kısırlaştırılıp tekrar alındığı ortama bırakılan hayvanın, gerek yerel hayvan koruma görevlileri gerekse halk tarafından da sahiplenilmesi gerektiğine işaret ediyor.
Mevcut yasaya göre, bir hayvana çarpan ve ona zarar veren sürücüye hayvan başına 369 TL idari para cezası uygulanıyor. Zaman Gazetesi'nden Aslıhan Aydın'ın haberine göre, yeni teklif ise sürücünün çarptığı hayvanın tedavi giderlerini trafik sigortasından karşılayabilmesini içeriyor. Buna göre kaza sonucu yaralanan sokak köpeği, inek ya da ayağı kırılan atın veteriner masrafları kasko veya trafik sigortası tarafından karşılanacak.
Çevre ve Orman Bakanlığı'nın daha önce çıkardığı 5199 sayılı kanunun 21. maddesinde, "Bir hayvana çarpan ve ona zarar veren sürücü, onu en yakın veteriner hekim ya da tedavi ünitesine götürmek veya götürülmesini sağlamak zorundadır." hükmü yer alıyor. Kanuna aykırı davrananlara da hayvan başına 369 TL idari para cezası uygulanıyor. Yeni teklif ise sürücünün çarptığı hayvanın tedavi giderlerini trafik sigortasından karşılayabilmesini içeriyor. Tasarı hayata geçerse kaza sonucu yaralanan sokak köpeği, inek veya ayağı kırılan atın tedavi masrafları, zorunlu trafik sigortasıyla garanti altına alınmış olacak. Bu düzenlemeyle sürücülerin çarptıkları sokak hayvanlarını öylece kaza mahalline bırakıp gitmesi yerine, insani görevlerini yerine getirerek yaralı hayvanı en yakın veteriner hekim ya da tedavi ünitesine ulaştırması hedefleniyor.
Çevre ve Orman Bakanlığı yetkililerine göre hayvan kazalarının en aza indirilmesi için ehliyet kurslarında, Hayvanları Koruma Kanunu'ndan ve ilgili ceza maddelerinden bahsedilmesi gerekiyor. Bu eğitimlerin düzenlenmesinde bakanlığa bağlı Doğa Koruma Milli Parklar Genel Müdürlüğü ya da il çevre ve orman müdürlüklerinden teknik yardım alınabiliyor. Yetkililer ayrıca sokak hayvanlarının karıştığı kazaları önlemede, belediyeler tarafından kısırlaştırılıp tekrar alındığı ortama bırakılan hayvanın, gerek yerel hayvan koruma görevlileri gerekse halk tarafından da sahiplenilmesi gerektiğine işaret ediyor.
Hürriyet
Etiketler:
anayasa,
faydali bilgiler,
haber,
hayvanlarla ilgili haberler,
kasko hayvan tedavisi karsiliyor,
kopek haberleri,
kopek haklari,
kopeklerle ilgili haberler,
saglik,
yasa degisikligi
23 Şubat 2011 Çarşamba
Ayşe Arman'ın Hasdal Barınağı Ziyareti
Ayşe Arman Hasdal Barınağı'nı ziyaret etmiş ve bugün Hürriyet gazetesindeki köşe yazısını bu konuya ayırmış. Ayşe Arman'ın ziyaretinin detaylarını anlattığı yazısını aşağıda görebilirsiniz.
Kimsesiz sokak hayvanları
Ayşe ARMAN
23.02.2011
İNTERNETTE gördüm.
Mahvoldum.
O köpeklerin hali içler acısı.
Küçücük hücrelerde yatıyorlar.
Ağızlarından kan geliyor.
Soğukta, fayansların üzerinde titreyerek can çekişiyorlar.
Kusmuk, dışkı ve kan içinde.
Genç yaşlı bakılmaksızın kısırlaştırılıyorlar, hatta hamile olanlar bile.
Gönüllüler, cep telefonlarıyla çektikleri görüntüleri ve içeriden yaptıkları tespitleri böyle aktarıyorlar.
Altına da Hasdal’ın bir işkence merkezi gibi çalıştığını yazıyorlar ve birilerinin bir an evvel bir şey yapmasını istiyorlar.
Biliyorsunuz ardından insanlar isyan etti, yürüyüşler düzenledi.
Sözünü ettiğim yer Hasdal Hayvan Barınağı. Evsiz, barksız, hasta, sakat köpekler güya orada rehabilite edilecekler. Tedavi edilip, aşılanıp, kısırlaştırılıp
mahallelerine geri iade edilecekler.
İşte kısır döngünün başladığı yer burası, bu noktadan itibaren, o kimsesiz sokak hayvanlarının daha da perişan olma süreci başlıyor.
Toplanıp barınağa getirildikten sonra bir kısmı iyileşiyor, bir kısmı iyileşemiyor.
İyileşenleri de, genellikle mahalleli geri istemiyor.
Her ne kadar hayvansevermiş gibi görünen bir milletsek de, işin gerçeği bu.
Zaten o barınakta bulunmalarının nedeni de o mahalleli.
Ya şikayet etmişler, “Gelin bunları alın!” demişler, ya taşlamışlar, ya yolda araba çarpmış, ya çocuklar taciz etmiş...
Hayvanların düştüğü bu acınası durumda, belediyenin hatırı sayılır bir payı olabilir.
Ama aynı oranda, mahallelinin de payı olduğu su götürmez. Sınıfı geçti diye çocuğuna köpek hediye edip, bir ay sonra, “Bakımı da çok zormuş!” deyip sokağa atanların da. Anlayacağınız, çözüm öyle kolay değil.
Sadece o fotoğrafları yayınlamak, yetkileri görev çağırmak tek başına çare değil.
Önce bu meselenin üzerine ciddi kafa yormak gerekiyor. Para bulmak gerekiyor.
Sonra, doğrusu nasıl yapılmalıyı öğrenmek ve öğretmek gerekiyor. Kafamda bu düşünceler, geçen pazar, Hasdal Hayvan Barınağı’nın yolunu tutuyorum.
Burası, Hasdal Hayvan Barınağı
BARINAĞA girmek istediğimizi söyleyince hafif bir tedirginlik oluyor.
Ama yine de fotoğrafçı arkadaşım Emre Yunusoğlu’yla birlikte içeri giriyoruz.
Engellemiyorlar.
Bizi Veteriner Hekim Mehmet Kerim Ayan karşılıyor.
Aslında görevi başka, gıdadan sorumlu, köpekler direkt onun sorumluluğunda değil ama bize elinden geldiğince bilgi vermeye çalışıyor ve barınağı gezdiriyor.
*
Tabii ki internette yayınlanan o vahşi görüntülerden sonra bir iyileştirme söz konusu olmuştur.
Ama benim gördüklerim bana yetti.
Şöyle anlatayım, orası köpekler için bir çocuk esirgeme kurumu gibi, göz göze gelince ağlamak istiyorsun, gerçekten yardıma, yuvaya, sevgiye ihtiyaçları var, çoğu sakat, zayıf, hasta...
İnsanın gözünün içine öyle melül melül bakıyorlar ki, kahrolmamak mümkün değil.
İnce uzun bir koridorda...
Yan yana kümes biçimde hücreler sıralanmış.
Önü demir parmaklık.
Her hücrede beş, altı köpek bir arada.
Çok dar bir alan.
Biraz eğimli, kakalarını da orayı yapıyorlar, yemeklerini de orada yiyorlar.
Her yer, beyaz fayans.
Ve soğuk.
Hava da soğuk, kullanılan malzeme de.
Kim inşa ettiyse oraya hayvan sever olmadığı kesin!
Hayvanlar rahat etsin diye düşünmediği kesin!
Zavallılar, inliyorlar, ağlıyorlar, acı çektiklerini göstermeye çalışıyorlar.
“Beni bırakma burada, al beni” der gibi bakıyorlar.
Ya da bana öyle geliyor.
O demir parmaklıkların arasından patilerini uzatıyorlar ki sevilsinler diye... Ki onları da bir seven çıksın diye...
Aralarında sokak köpekleri de var cins köpekler de...
İşte onlar sokağa atılanlar...
Hepsi ilgi istiyor.
Biri geldiğini, onlarla ilgilendiğini görünce de, sanki ortak bir isyana katılıyormuş gibi hep bir ağızdan havlıyorlar.
Ama burası bir rehabilitasyon merkezi, köpek bakım yeri değil.
Buraya gelenler, ya yaralı, ya sakat ya da hasta...
Hasdal’ın bir müşahade merkezi var, bir de ameliyathanesi...
En zor durumda olanlar, o müşaade merkezinde kalıyorlar, 20 hücre yan yana ama önü parmaklı değil, kapalı.
Orası, insanın kabusu olur, o kadar fena. Yer fayans bile değil, beton. Köpeklerin altında ne bir gazete kağıdı var ne bir muşamba.Üstelik bunları ameliyattan çıkmış ya da gidecek köpekler.
Bir tanesi de belli ki yeni anne olmuş, yanında yeni doğmuş hap kadar yavruları... Hepsi taşın üzerinde... Hayatta kalırlar mı bilmiyorum.
Orada iyileşenler, biraz önce anlattığım yere geçiyorlar, demir parmaklıklı hücrelere.
*
Beni karşılayan Mehmet Bey’e, Hasdal’ın yanındaki sivil toplum örgütüne ait olan barınağı soruyorum.
“Oradaki hayvanlar, doğal ortamda yaşıyorlar” diyor.
Ve ilginç bir kıyaslama yapıyor: “O köpekler özgürce dolaşabiliyorlar, biz yapamıyoruz, çünkü mevzuat böyle. İstesek de dışına çıkamayız!”
Mehmet Bey’e teşekkür edip yan barınağa geçiyorum.
Burası da, Doğal Hayvan Barınağı
Adı, Sahipsiz Hayvanları Koruma Derneği (SHKD) Doğal Hayvan Barınağı.
Burası bir İngilizin çabasıyla kurulmuş. Hayvanlara eziyet edilmesini istemeyen biri. Artık Türkiye ile bir bağlantısı yok, ülkesine geri dönmüş ama finansı sağlayan hâlâ o.
Bir model oluşturmak istemiş.
Barınaklar böyle de olabilir göstermek istemiş.
Bu satırları okuyan herkesin o iki barınağı gidip görmesini ve değerlendirmesini isterim. Burada köpekler, ağaçlık bir ortamdalar. Bir derinlik var, ormanlık alana doğru genişliyor.
Köpekler doğal bir alanda yaşıyor.
Her hallerinden mutlu oldukları anlaşılıyor.
Pal Sokağı Çocukları gibi duruyorlar.
Afacan Beşler.
Gizli Yediler.
Karo, fayans, beton yok.
Toprakta yatıyorlar.
Şirin kulübeleri var.
Kulübelerinin tepelerine battaniye konmuş, bakıyorum, aaa bir tanesi doğurmuş, yavrularını kucağıma alıyorum...
Sonra öğreniyorum ki, bu barınakta çalışan hemen herkes gönüllü, para almıyorlar. Kimse buraya gelmeleri için boyunlarına çökmüyor.Oysa, devlet memurları için barınaklar bir sürgün yeriymiş. Kolay kolay kimse barınaklarda çalışmak istemezmiş. Hasdal’da çalışanların gönüllü olduğunu söylemek zor yani.
Vardır ama işlerine tutkuyla bağlı durmuyorlar.
Buradakiler öyle.
Esas fark da şu:
Hasdal da sevgi yok, burada var!
Amaçları da, “Barınak inşa etmeyelim, hayvanlara doğal ortamlar yaratalım. Kısırlaştırıp aşılayıp serbest bırakalım, küpeleriyle mahallerinde salınsınlar, eğer onları kimse istemiyorsa yaşamlarını burada sürdürsünler.”
Yan taraftan bugüne kadar 700 köpek almışlar. Şu anda 2000 köpekleri var. Mutlu köpekler. Gidip görün derim.
Ve bir gün köpeğinizden kurtulmak istiyorsanız -bu felaket bir şey ama yapacaksanız-onu sokağa bırakmayın, buraya getirin.
Sizin veremediğiniz sevgiyi, bu barınaktaki gönüllüler onlara verecektir!
Bilgi, Murat, Selen, Elif, Zehra ve Nilüfer...
Oranın gönüllüleri...
Ben Louis Vuitton’dan gelen 20 bin lirayı, huzurlarınızda onlara vermek istiyorum, buradaki 2000 köpeğe mama ve ilaç almaları için...
Onlar Anadolu’ya sınır tanımaz veteriner olarak giden grubun içinde ayrıca, gidiyorlar bir bölgedeki bütün sokak köpeklerini tedavi ediyorlar, aşılıyorlar, kısırlaştırıyor...
Gönül isterdi ki Hasdal’daki parmaklıklar ardındaki köpekler için de bir şey yapabilelim...
Bu mesele üzerine de Kadir Topbaş ile konuşabilmek isterim...
Bana vakit ayırabilirse...
Ve sormak isterim:
Acaba Hasdal’ı da böyle doğal bir alana çevirmek mümkün olamaz mı?
Kimsesiz sokak hayvanları
Ayşe ARMAN
23.02.2011
İNTERNETTE gördüm.
Mahvoldum.
O köpeklerin hali içler acısı.
Küçücük hücrelerde yatıyorlar.
Ağızlarından kan geliyor.
Soğukta, fayansların üzerinde titreyerek can çekişiyorlar.
Kusmuk, dışkı ve kan içinde.
Genç yaşlı bakılmaksızın kısırlaştırılıyorlar, hatta hamile olanlar bile.
Gönüllüler, cep telefonlarıyla çektikleri görüntüleri ve içeriden yaptıkları tespitleri böyle aktarıyorlar.
Altına da Hasdal’ın bir işkence merkezi gibi çalıştığını yazıyorlar ve birilerinin bir an evvel bir şey yapmasını istiyorlar.
Biliyorsunuz ardından insanlar isyan etti, yürüyüşler düzenledi.
Sözünü ettiğim yer Hasdal Hayvan Barınağı. Evsiz, barksız, hasta, sakat köpekler güya orada rehabilite edilecekler. Tedavi edilip, aşılanıp, kısırlaştırılıp
mahallelerine geri iade edilecekler.
İşte kısır döngünün başladığı yer burası, bu noktadan itibaren, o kimsesiz sokak hayvanlarının daha da perişan olma süreci başlıyor.
Toplanıp barınağa getirildikten sonra bir kısmı iyileşiyor, bir kısmı iyileşemiyor.
İyileşenleri de, genellikle mahalleli geri istemiyor.
Her ne kadar hayvansevermiş gibi görünen bir milletsek de, işin gerçeği bu.
Zaten o barınakta bulunmalarının nedeni de o mahalleli.
Ya şikayet etmişler, “Gelin bunları alın!” demişler, ya taşlamışlar, ya yolda araba çarpmış, ya çocuklar taciz etmiş...
Hayvanların düştüğü bu acınası durumda, belediyenin hatırı sayılır bir payı olabilir.
Ama aynı oranda, mahallelinin de payı olduğu su götürmez. Sınıfı geçti diye çocuğuna köpek hediye edip, bir ay sonra, “Bakımı da çok zormuş!” deyip sokağa atanların da. Anlayacağınız, çözüm öyle kolay değil.
Sadece o fotoğrafları yayınlamak, yetkileri görev çağırmak tek başına çare değil.
Önce bu meselenin üzerine ciddi kafa yormak gerekiyor. Para bulmak gerekiyor.
Sonra, doğrusu nasıl yapılmalıyı öğrenmek ve öğretmek gerekiyor. Kafamda bu düşünceler, geçen pazar, Hasdal Hayvan Barınağı’nın yolunu tutuyorum.
Burası, Hasdal Hayvan Barınağı
BARINAĞA girmek istediğimizi söyleyince hafif bir tedirginlik oluyor.
Ama yine de fotoğrafçı arkadaşım Emre Yunusoğlu’yla birlikte içeri giriyoruz.
Engellemiyorlar.
Bizi Veteriner Hekim Mehmet Kerim Ayan karşılıyor.
Aslında görevi başka, gıdadan sorumlu, köpekler direkt onun sorumluluğunda değil ama bize elinden geldiğince bilgi vermeye çalışıyor ve barınağı gezdiriyor.
*
Tabii ki internette yayınlanan o vahşi görüntülerden sonra bir iyileştirme söz konusu olmuştur.
Ama benim gördüklerim bana yetti.
Şöyle anlatayım, orası köpekler için bir çocuk esirgeme kurumu gibi, göz göze gelince ağlamak istiyorsun, gerçekten yardıma, yuvaya, sevgiye ihtiyaçları var, çoğu sakat, zayıf, hasta...
İnsanın gözünün içine öyle melül melül bakıyorlar ki, kahrolmamak mümkün değil.
İnce uzun bir koridorda...
Yan yana kümes biçimde hücreler sıralanmış.
Önü demir parmaklık.
Her hücrede beş, altı köpek bir arada.
Çok dar bir alan.
Biraz eğimli, kakalarını da orayı yapıyorlar, yemeklerini de orada yiyorlar.
Her yer, beyaz fayans.
Ve soğuk.
Hava da soğuk, kullanılan malzeme de.
Kim inşa ettiyse oraya hayvan sever olmadığı kesin!
Hayvanlar rahat etsin diye düşünmediği kesin!
Zavallılar, inliyorlar, ağlıyorlar, acı çektiklerini göstermeye çalışıyorlar.
“Beni bırakma burada, al beni” der gibi bakıyorlar.
Ya da bana öyle geliyor.
O demir parmaklıkların arasından patilerini uzatıyorlar ki sevilsinler diye... Ki onları da bir seven çıksın diye...
Aralarında sokak köpekleri de var cins köpekler de...
İşte onlar sokağa atılanlar...
Hepsi ilgi istiyor.
Biri geldiğini, onlarla ilgilendiğini görünce de, sanki ortak bir isyana katılıyormuş gibi hep bir ağızdan havlıyorlar.
Ama burası bir rehabilitasyon merkezi, köpek bakım yeri değil.
Buraya gelenler, ya yaralı, ya sakat ya da hasta...
Hasdal’ın bir müşahade merkezi var, bir de ameliyathanesi...
En zor durumda olanlar, o müşaade merkezinde kalıyorlar, 20 hücre yan yana ama önü parmaklı değil, kapalı.
Orası, insanın kabusu olur, o kadar fena. Yer fayans bile değil, beton. Köpeklerin altında ne bir gazete kağıdı var ne bir muşamba.Üstelik bunları ameliyattan çıkmış ya da gidecek köpekler.
Bir tanesi de belli ki yeni anne olmuş, yanında yeni doğmuş hap kadar yavruları... Hepsi taşın üzerinde... Hayatta kalırlar mı bilmiyorum.
Orada iyileşenler, biraz önce anlattığım yere geçiyorlar, demir parmaklıklı hücrelere.
*
Beni karşılayan Mehmet Bey’e, Hasdal’ın yanındaki sivil toplum örgütüne ait olan barınağı soruyorum.
“Oradaki hayvanlar, doğal ortamda yaşıyorlar” diyor.
Ve ilginç bir kıyaslama yapıyor: “O köpekler özgürce dolaşabiliyorlar, biz yapamıyoruz, çünkü mevzuat böyle. İstesek de dışına çıkamayız!”
Mehmet Bey’e teşekkür edip yan barınağa geçiyorum.
Burası da, Doğal Hayvan Barınağı
Adı, Sahipsiz Hayvanları Koruma Derneği (SHKD) Doğal Hayvan Barınağı.
Burası bir İngilizin çabasıyla kurulmuş. Hayvanlara eziyet edilmesini istemeyen biri. Artık Türkiye ile bir bağlantısı yok, ülkesine geri dönmüş ama finansı sağlayan hâlâ o.
Bir model oluşturmak istemiş.
Barınaklar böyle de olabilir göstermek istemiş.
Bu satırları okuyan herkesin o iki barınağı gidip görmesini ve değerlendirmesini isterim. Burada köpekler, ağaçlık bir ortamdalar. Bir derinlik var, ormanlık alana doğru genişliyor.
Köpekler doğal bir alanda yaşıyor.
Her hallerinden mutlu oldukları anlaşılıyor.
Pal Sokağı Çocukları gibi duruyorlar.
Afacan Beşler.
Gizli Yediler.
Karo, fayans, beton yok.
Toprakta yatıyorlar.
Şirin kulübeleri var.
Kulübelerinin tepelerine battaniye konmuş, bakıyorum, aaa bir tanesi doğurmuş, yavrularını kucağıma alıyorum...
Sonra öğreniyorum ki, bu barınakta çalışan hemen herkes gönüllü, para almıyorlar. Kimse buraya gelmeleri için boyunlarına çökmüyor.Oysa, devlet memurları için barınaklar bir sürgün yeriymiş. Kolay kolay kimse barınaklarda çalışmak istemezmiş. Hasdal’da çalışanların gönüllü olduğunu söylemek zor yani.
Vardır ama işlerine tutkuyla bağlı durmuyorlar.
Buradakiler öyle.
Esas fark da şu:
Hasdal da sevgi yok, burada var!
Amaçları da, “Barınak inşa etmeyelim, hayvanlara doğal ortamlar yaratalım. Kısırlaştırıp aşılayıp serbest bırakalım, küpeleriyle mahallerinde salınsınlar, eğer onları kimse istemiyorsa yaşamlarını burada sürdürsünler.”
Yan taraftan bugüne kadar 700 köpek almışlar. Şu anda 2000 köpekleri var. Mutlu köpekler. Gidip görün derim.
Ve bir gün köpeğinizden kurtulmak istiyorsanız -bu felaket bir şey ama yapacaksanız-onu sokağa bırakmayın, buraya getirin.
Sizin veremediğiniz sevgiyi, bu barınaktaki gönüllüler onlara verecektir!
Bilgi, Murat, Selen, Elif, Zehra ve Nilüfer...
Oranın gönüllüleri...
Ben Louis Vuitton’dan gelen 20 bin lirayı, huzurlarınızda onlara vermek istiyorum, buradaki 2000 köpeğe mama ve ilaç almaları için...
Onlar Anadolu’ya sınır tanımaz veteriner olarak giden grubun içinde ayrıca, gidiyorlar bir bölgedeki bütün sokak köpeklerini tedavi ediyorlar, aşılıyorlar, kısırlaştırıyor...
Gönül isterdi ki Hasdal’daki parmaklıklar ardındaki köpekler için de bir şey yapabilelim...
Bu mesele üzerine de Kadir Topbaş ile konuşabilmek isterim...
Bana vakit ayırabilirse...
Ve sormak isterim:
Acaba Hasdal’ı da böyle doğal bir alana çevirmek mümkün olamaz mı?
20 Şubat 2011 Pazar
Önce İnsan mı, Hayvan mı? Bekir Coşkun'dan
Üzerine çok yorum yapılabilecek bir yazı.
Bence her zaman aynı olmayıp, duruma göre değişebilecek bir konu.
Bekir Coşkun'un yazdıklarını da örnekler dahilinde değerlendirmeli, farklı anlamlar çıkarılmamalı diye düşünüyorum. Zira eminim bu yazı sonrası takdir edenler olduğu gibi, fazlasıyla eleştiri bombardımanına da maruz kalmıştır kendisi.
Bence her zaman aynı olmayıp, duruma göre değişebilecek bir konu.
Bekir Coşkun'un yazdıklarını da örnekler dahilinde değerlendirmeli, farklı anlamlar çıkarılmamalı diye düşünüyorum. Zira eminim bu yazı sonrası takdir edenler olduğu gibi, fazlasıyla eleştiri bombardımanına da maruz kalmıştır kendisi.
Önce İnsan mı, Hayvan mı?
Bekir Coşkun
Hayvanları sevmeyenler kimi zaman “İnsan dururken…” diye başlayıp soruyorlar bize:
“Önce insan mı, hayvan mı?..”
İşte yanıtım…
İki küçük sevimli midilli atı vardı Sakarya-Hendek hayvanat bahçesinde…
Normalde hayvanat bahçesine gidip o iki sevimli midilli atına bakan bir insanın içinden onu sevmek, okşamak gelmez mi?..
Demek ki bunlar gidip baktılar….
Ve içlerinden onları yemek geldi…
Midilli atları o sabah hayvanat bahçesindeki kafeslerinde yoktu…
Hayvanat bahçesinin görevlileri sağa-sola koştular… Yakındaki bir tarlada iki sevimli atın nakış süslemeli yularlarını ve ayaklarını buldular. Araştırdılar, onları “insanın” gece çalıp ilerideki korulukta kestiğini, etlerini alıp götürdüklerini öğrendiler…
Müdür, “Daha önce de iki tavşanımızı çalıp yediler” dedi…
Müdür muavini ekledi:
“İki tane de papağan…”
Anlaşılan “insan” gelip onlara baktı, aklından onları yemek geçti, gözünün önüne mangal geldi…
Belki bakarken ağzının suyu aktı…
Ve o gece herkes gidince bunu yaptı…
Hangisi sizce?..
O hayvan mı, o insan mı önce?..
Ormanı yaktıklarında, ben ormanı açanlardan değil, solucanlardan yana olurum…
Çöpünü denize döken insan, deniz anasından daha kıymetli değil…
Kuşlar kaçak avcılardan, yılanlar Kaz Dağları’nı bozanlardan, kurbağalar derelere kıyanlardan çok daha değerlidir…
Şu kin ve nefretle kendi soyuna acı çektiren, soyan, sömüren, süründüren, ezen, ağlatan, öldüren, yok eden insanlara bir bakın…
Siz karar verin…
Hangi insan, hangi hayvan?..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




