Amerika'da köpekler için yayın yapan bir TV kanalı(DOG TV) çıkmış. Üstelik köpeklerin gördüğü renklere göre yayın yapıyormuş. Keşke Türkiye'de de olsa dediğim bu haberin detaylarını paylaşmak istiyorum.
Köpek TV kanalı DOGTV yayında
ABD'de yayına başlayan Köpek TV (Dog TV) evde yalnız kalan köpeklerin imdadına yetişiyor. Genelde evde yalnız kalan köpeklerin can sıkıntısından evleri dağıttı bilinir. Bu sebeple köpekler sıkılmasıyın diye yayına başlayan Dog TV'de köpeklere özel programlar yayınlanıyor.
Değişik yayın kalitesiyle 3 ile 5 dakikalık programlar köpeklerin görebildiği renklere göre hazırlanıyor. TV kanalı için aylık üyelik bedeli 5 dolar. Şimdiden bu kanalın 1 milyon'a yakın abonesi var.
kopek haberleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kopek haberleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
20 Nisan 2012 Cuma
1 Mart 2011 Salı
Kasko Hayvanların Tedavi Masraflarını Karşılayacak
Avrupa Birliği (AB) kriterleri çerçevesinde hazırlanan yeni Karayolları Trafik Kanunu, sadece sürücü ve yayalarla ilgili değil, hayvanları da kapsayan düzenlemeler getiriyor.
Mevcut yasaya göre, bir hayvana çarpan ve ona zarar veren sürücüye hayvan başına 369 TL idari para cezası uygulanıyor. Zaman Gazetesi'nden Aslıhan Aydın'ın haberine göre, yeni teklif ise sürücünün çarptığı hayvanın tedavi giderlerini trafik sigortasından karşılayabilmesini içeriyor. Buna göre kaza sonucu yaralanan sokak köpeği, inek ya da ayağı kırılan atın veteriner masrafları kasko veya trafik sigortası tarafından karşılanacak.
Çevre ve Orman Bakanlığı'nın daha önce çıkardığı 5199 sayılı kanunun 21. maddesinde, "Bir hayvana çarpan ve ona zarar veren sürücü, onu en yakın veteriner hekim ya da tedavi ünitesine götürmek veya götürülmesini sağlamak zorundadır." hükmü yer alıyor. Kanuna aykırı davrananlara da hayvan başına 369 TL idari para cezası uygulanıyor. Yeni teklif ise sürücünün çarptığı hayvanın tedavi giderlerini trafik sigortasından karşılayabilmesini içeriyor. Tasarı hayata geçerse kaza sonucu yaralanan sokak köpeği, inek veya ayağı kırılan atın tedavi masrafları, zorunlu trafik sigortasıyla garanti altına alınmış olacak. Bu düzenlemeyle sürücülerin çarptıkları sokak hayvanlarını öylece kaza mahalline bırakıp gitmesi yerine, insani görevlerini yerine getirerek yaralı hayvanı en yakın veteriner hekim ya da tedavi ünitesine ulaştırması hedefleniyor.
Çevre ve Orman Bakanlığı yetkililerine göre hayvan kazalarının en aza indirilmesi için ehliyet kurslarında, Hayvanları Koruma Kanunu'ndan ve ilgili ceza maddelerinden bahsedilmesi gerekiyor. Bu eğitimlerin düzenlenmesinde bakanlığa bağlı Doğa Koruma Milli Parklar Genel Müdürlüğü ya da il çevre ve orman müdürlüklerinden teknik yardım alınabiliyor. Yetkililer ayrıca sokak hayvanlarının karıştığı kazaları önlemede, belediyeler tarafından kısırlaştırılıp tekrar alındığı ortama bırakılan hayvanın, gerek yerel hayvan koruma görevlileri gerekse halk tarafından da sahiplenilmesi gerektiğine işaret ediyor.
Mevcut yasaya göre, bir hayvana çarpan ve ona zarar veren sürücüye hayvan başına 369 TL idari para cezası uygulanıyor. Zaman Gazetesi'nden Aslıhan Aydın'ın haberine göre, yeni teklif ise sürücünün çarptığı hayvanın tedavi giderlerini trafik sigortasından karşılayabilmesini içeriyor. Buna göre kaza sonucu yaralanan sokak köpeği, inek ya da ayağı kırılan atın veteriner masrafları kasko veya trafik sigortası tarafından karşılanacak.
Çevre ve Orman Bakanlığı'nın daha önce çıkardığı 5199 sayılı kanunun 21. maddesinde, "Bir hayvana çarpan ve ona zarar veren sürücü, onu en yakın veteriner hekim ya da tedavi ünitesine götürmek veya götürülmesini sağlamak zorundadır." hükmü yer alıyor. Kanuna aykırı davrananlara da hayvan başına 369 TL idari para cezası uygulanıyor. Yeni teklif ise sürücünün çarptığı hayvanın tedavi giderlerini trafik sigortasından karşılayabilmesini içeriyor. Tasarı hayata geçerse kaza sonucu yaralanan sokak köpeği, inek veya ayağı kırılan atın tedavi masrafları, zorunlu trafik sigortasıyla garanti altına alınmış olacak. Bu düzenlemeyle sürücülerin çarptıkları sokak hayvanlarını öylece kaza mahalline bırakıp gitmesi yerine, insani görevlerini yerine getirerek yaralı hayvanı en yakın veteriner hekim ya da tedavi ünitesine ulaştırması hedefleniyor.
Çevre ve Orman Bakanlığı yetkililerine göre hayvan kazalarının en aza indirilmesi için ehliyet kurslarında, Hayvanları Koruma Kanunu'ndan ve ilgili ceza maddelerinden bahsedilmesi gerekiyor. Bu eğitimlerin düzenlenmesinde bakanlığa bağlı Doğa Koruma Milli Parklar Genel Müdürlüğü ya da il çevre ve orman müdürlüklerinden teknik yardım alınabiliyor. Yetkililer ayrıca sokak hayvanlarının karıştığı kazaları önlemede, belediyeler tarafından kısırlaştırılıp tekrar alındığı ortama bırakılan hayvanın, gerek yerel hayvan koruma görevlileri gerekse halk tarafından da sahiplenilmesi gerektiğine işaret ediyor.
Hürriyet
Etiketler:
anayasa,
faydali bilgiler,
haber,
hayvanlarla ilgili haberler,
kasko hayvan tedavisi karsiliyor,
kopek haberleri,
kopek haklari,
kopeklerle ilgili haberler,
saglik,
yasa degisikligi
23 Şubat 2011 Çarşamba
Ayşe Arman'ın Hasdal Barınağı Ziyareti
Ayşe Arman Hasdal Barınağı'nı ziyaret etmiş ve bugün Hürriyet gazetesindeki köşe yazısını bu konuya ayırmış. Ayşe Arman'ın ziyaretinin detaylarını anlattığı yazısını aşağıda görebilirsiniz.
Kimsesiz sokak hayvanları
Ayşe ARMAN
23.02.2011
İNTERNETTE gördüm.
Mahvoldum.
O köpeklerin hali içler acısı.
Küçücük hücrelerde yatıyorlar.
Ağızlarından kan geliyor.
Soğukta, fayansların üzerinde titreyerek can çekişiyorlar.
Kusmuk, dışkı ve kan içinde.
Genç yaşlı bakılmaksızın kısırlaştırılıyorlar, hatta hamile olanlar bile.
Gönüllüler, cep telefonlarıyla çektikleri görüntüleri ve içeriden yaptıkları tespitleri böyle aktarıyorlar.
Altına da Hasdal’ın bir işkence merkezi gibi çalıştığını yazıyorlar ve birilerinin bir an evvel bir şey yapmasını istiyorlar.
Biliyorsunuz ardından insanlar isyan etti, yürüyüşler düzenledi.
Sözünü ettiğim yer Hasdal Hayvan Barınağı. Evsiz, barksız, hasta, sakat köpekler güya orada rehabilite edilecekler. Tedavi edilip, aşılanıp, kısırlaştırılıp
mahallelerine geri iade edilecekler.
İşte kısır döngünün başladığı yer burası, bu noktadan itibaren, o kimsesiz sokak hayvanlarının daha da perişan olma süreci başlıyor.
Toplanıp barınağa getirildikten sonra bir kısmı iyileşiyor, bir kısmı iyileşemiyor.
İyileşenleri de, genellikle mahalleli geri istemiyor.
Her ne kadar hayvansevermiş gibi görünen bir milletsek de, işin gerçeği bu.
Zaten o barınakta bulunmalarının nedeni de o mahalleli.
Ya şikayet etmişler, “Gelin bunları alın!” demişler, ya taşlamışlar, ya yolda araba çarpmış, ya çocuklar taciz etmiş...
Hayvanların düştüğü bu acınası durumda, belediyenin hatırı sayılır bir payı olabilir.
Ama aynı oranda, mahallelinin de payı olduğu su götürmez. Sınıfı geçti diye çocuğuna köpek hediye edip, bir ay sonra, “Bakımı da çok zormuş!” deyip sokağa atanların da. Anlayacağınız, çözüm öyle kolay değil.
Sadece o fotoğrafları yayınlamak, yetkileri görev çağırmak tek başına çare değil.
Önce bu meselenin üzerine ciddi kafa yormak gerekiyor. Para bulmak gerekiyor.
Sonra, doğrusu nasıl yapılmalıyı öğrenmek ve öğretmek gerekiyor. Kafamda bu düşünceler, geçen pazar, Hasdal Hayvan Barınağı’nın yolunu tutuyorum.
Burası, Hasdal Hayvan Barınağı
BARINAĞA girmek istediğimizi söyleyince hafif bir tedirginlik oluyor.
Ama yine de fotoğrafçı arkadaşım Emre Yunusoğlu’yla birlikte içeri giriyoruz.
Engellemiyorlar.
Bizi Veteriner Hekim Mehmet Kerim Ayan karşılıyor.
Aslında görevi başka, gıdadan sorumlu, köpekler direkt onun sorumluluğunda değil ama bize elinden geldiğince bilgi vermeye çalışıyor ve barınağı gezdiriyor.
*
Tabii ki internette yayınlanan o vahşi görüntülerden sonra bir iyileştirme söz konusu olmuştur.
Ama benim gördüklerim bana yetti.
Şöyle anlatayım, orası köpekler için bir çocuk esirgeme kurumu gibi, göz göze gelince ağlamak istiyorsun, gerçekten yardıma, yuvaya, sevgiye ihtiyaçları var, çoğu sakat, zayıf, hasta...
İnsanın gözünün içine öyle melül melül bakıyorlar ki, kahrolmamak mümkün değil.
İnce uzun bir koridorda...
Yan yana kümes biçimde hücreler sıralanmış.
Önü demir parmaklık.
Her hücrede beş, altı köpek bir arada.
Çok dar bir alan.
Biraz eğimli, kakalarını da orayı yapıyorlar, yemeklerini de orada yiyorlar.
Her yer, beyaz fayans.
Ve soğuk.
Hava da soğuk, kullanılan malzeme de.
Kim inşa ettiyse oraya hayvan sever olmadığı kesin!
Hayvanlar rahat etsin diye düşünmediği kesin!
Zavallılar, inliyorlar, ağlıyorlar, acı çektiklerini göstermeye çalışıyorlar.
“Beni bırakma burada, al beni” der gibi bakıyorlar.
Ya da bana öyle geliyor.
O demir parmaklıkların arasından patilerini uzatıyorlar ki sevilsinler diye... Ki onları da bir seven çıksın diye...
Aralarında sokak köpekleri de var cins köpekler de...
İşte onlar sokağa atılanlar...
Hepsi ilgi istiyor.
Biri geldiğini, onlarla ilgilendiğini görünce de, sanki ortak bir isyana katılıyormuş gibi hep bir ağızdan havlıyorlar.
Ama burası bir rehabilitasyon merkezi, köpek bakım yeri değil.
Buraya gelenler, ya yaralı, ya sakat ya da hasta...
Hasdal’ın bir müşahade merkezi var, bir de ameliyathanesi...
En zor durumda olanlar, o müşaade merkezinde kalıyorlar, 20 hücre yan yana ama önü parmaklı değil, kapalı.
Orası, insanın kabusu olur, o kadar fena. Yer fayans bile değil, beton. Köpeklerin altında ne bir gazete kağıdı var ne bir muşamba.Üstelik bunları ameliyattan çıkmış ya da gidecek köpekler.
Bir tanesi de belli ki yeni anne olmuş, yanında yeni doğmuş hap kadar yavruları... Hepsi taşın üzerinde... Hayatta kalırlar mı bilmiyorum.
Orada iyileşenler, biraz önce anlattığım yere geçiyorlar, demir parmaklıklı hücrelere.
*
Beni karşılayan Mehmet Bey’e, Hasdal’ın yanındaki sivil toplum örgütüne ait olan barınağı soruyorum.
“Oradaki hayvanlar, doğal ortamda yaşıyorlar” diyor.
Ve ilginç bir kıyaslama yapıyor: “O köpekler özgürce dolaşabiliyorlar, biz yapamıyoruz, çünkü mevzuat böyle. İstesek de dışına çıkamayız!”
Mehmet Bey’e teşekkür edip yan barınağa geçiyorum.
Burası da, Doğal Hayvan Barınağı
Adı, Sahipsiz Hayvanları Koruma Derneği (SHKD) Doğal Hayvan Barınağı.
Burası bir İngilizin çabasıyla kurulmuş. Hayvanlara eziyet edilmesini istemeyen biri. Artık Türkiye ile bir bağlantısı yok, ülkesine geri dönmüş ama finansı sağlayan hâlâ o.
Bir model oluşturmak istemiş.
Barınaklar böyle de olabilir göstermek istemiş.
Bu satırları okuyan herkesin o iki barınağı gidip görmesini ve değerlendirmesini isterim. Burada köpekler, ağaçlık bir ortamdalar. Bir derinlik var, ormanlık alana doğru genişliyor.
Köpekler doğal bir alanda yaşıyor.
Her hallerinden mutlu oldukları anlaşılıyor.
Pal Sokağı Çocukları gibi duruyorlar.
Afacan Beşler.
Gizli Yediler.
Karo, fayans, beton yok.
Toprakta yatıyorlar.
Şirin kulübeleri var.
Kulübelerinin tepelerine battaniye konmuş, bakıyorum, aaa bir tanesi doğurmuş, yavrularını kucağıma alıyorum...
Sonra öğreniyorum ki, bu barınakta çalışan hemen herkes gönüllü, para almıyorlar. Kimse buraya gelmeleri için boyunlarına çökmüyor.Oysa, devlet memurları için barınaklar bir sürgün yeriymiş. Kolay kolay kimse barınaklarda çalışmak istemezmiş. Hasdal’da çalışanların gönüllü olduğunu söylemek zor yani.
Vardır ama işlerine tutkuyla bağlı durmuyorlar.
Buradakiler öyle.
Esas fark da şu:
Hasdal da sevgi yok, burada var!
Amaçları da, “Barınak inşa etmeyelim, hayvanlara doğal ortamlar yaratalım. Kısırlaştırıp aşılayıp serbest bırakalım, küpeleriyle mahallerinde salınsınlar, eğer onları kimse istemiyorsa yaşamlarını burada sürdürsünler.”
Yan taraftan bugüne kadar 700 köpek almışlar. Şu anda 2000 köpekleri var. Mutlu köpekler. Gidip görün derim.
Ve bir gün köpeğinizden kurtulmak istiyorsanız -bu felaket bir şey ama yapacaksanız-onu sokağa bırakmayın, buraya getirin.
Sizin veremediğiniz sevgiyi, bu barınaktaki gönüllüler onlara verecektir!
Bilgi, Murat, Selen, Elif, Zehra ve Nilüfer...
Oranın gönüllüleri...
Ben Louis Vuitton’dan gelen 20 bin lirayı, huzurlarınızda onlara vermek istiyorum, buradaki 2000 köpeğe mama ve ilaç almaları için...
Onlar Anadolu’ya sınır tanımaz veteriner olarak giden grubun içinde ayrıca, gidiyorlar bir bölgedeki bütün sokak köpeklerini tedavi ediyorlar, aşılıyorlar, kısırlaştırıyor...
Gönül isterdi ki Hasdal’daki parmaklıklar ardındaki köpekler için de bir şey yapabilelim...
Bu mesele üzerine de Kadir Topbaş ile konuşabilmek isterim...
Bana vakit ayırabilirse...
Ve sormak isterim:
Acaba Hasdal’ı da böyle doğal bir alana çevirmek mümkün olamaz mı?
Kimsesiz sokak hayvanları
Ayşe ARMAN
23.02.2011
İNTERNETTE gördüm.
Mahvoldum.
O köpeklerin hali içler acısı.
Küçücük hücrelerde yatıyorlar.
Ağızlarından kan geliyor.
Soğukta, fayansların üzerinde titreyerek can çekişiyorlar.
Kusmuk, dışkı ve kan içinde.
Genç yaşlı bakılmaksızın kısırlaştırılıyorlar, hatta hamile olanlar bile.
Gönüllüler, cep telefonlarıyla çektikleri görüntüleri ve içeriden yaptıkları tespitleri böyle aktarıyorlar.
Altına da Hasdal’ın bir işkence merkezi gibi çalıştığını yazıyorlar ve birilerinin bir an evvel bir şey yapmasını istiyorlar.
Biliyorsunuz ardından insanlar isyan etti, yürüyüşler düzenledi.
Sözünü ettiğim yer Hasdal Hayvan Barınağı. Evsiz, barksız, hasta, sakat köpekler güya orada rehabilite edilecekler. Tedavi edilip, aşılanıp, kısırlaştırılıp
mahallelerine geri iade edilecekler.
İşte kısır döngünün başladığı yer burası, bu noktadan itibaren, o kimsesiz sokak hayvanlarının daha da perişan olma süreci başlıyor.
Toplanıp barınağa getirildikten sonra bir kısmı iyileşiyor, bir kısmı iyileşemiyor.
İyileşenleri de, genellikle mahalleli geri istemiyor.
Her ne kadar hayvansevermiş gibi görünen bir milletsek de, işin gerçeği bu.
Zaten o barınakta bulunmalarının nedeni de o mahalleli.
Ya şikayet etmişler, “Gelin bunları alın!” demişler, ya taşlamışlar, ya yolda araba çarpmış, ya çocuklar taciz etmiş...
Hayvanların düştüğü bu acınası durumda, belediyenin hatırı sayılır bir payı olabilir.
Ama aynı oranda, mahallelinin de payı olduğu su götürmez. Sınıfı geçti diye çocuğuna köpek hediye edip, bir ay sonra, “Bakımı da çok zormuş!” deyip sokağa atanların da. Anlayacağınız, çözüm öyle kolay değil.
Sadece o fotoğrafları yayınlamak, yetkileri görev çağırmak tek başına çare değil.
Önce bu meselenin üzerine ciddi kafa yormak gerekiyor. Para bulmak gerekiyor.
Sonra, doğrusu nasıl yapılmalıyı öğrenmek ve öğretmek gerekiyor. Kafamda bu düşünceler, geçen pazar, Hasdal Hayvan Barınağı’nın yolunu tutuyorum.
Burası, Hasdal Hayvan Barınağı
BARINAĞA girmek istediğimizi söyleyince hafif bir tedirginlik oluyor.
Ama yine de fotoğrafçı arkadaşım Emre Yunusoğlu’yla birlikte içeri giriyoruz.
Engellemiyorlar.
Bizi Veteriner Hekim Mehmet Kerim Ayan karşılıyor.
Aslında görevi başka, gıdadan sorumlu, köpekler direkt onun sorumluluğunda değil ama bize elinden geldiğince bilgi vermeye çalışıyor ve barınağı gezdiriyor.
*
Tabii ki internette yayınlanan o vahşi görüntülerden sonra bir iyileştirme söz konusu olmuştur.
Ama benim gördüklerim bana yetti.
Şöyle anlatayım, orası köpekler için bir çocuk esirgeme kurumu gibi, göz göze gelince ağlamak istiyorsun, gerçekten yardıma, yuvaya, sevgiye ihtiyaçları var, çoğu sakat, zayıf, hasta...
İnsanın gözünün içine öyle melül melül bakıyorlar ki, kahrolmamak mümkün değil.
İnce uzun bir koridorda...
Yan yana kümes biçimde hücreler sıralanmış.
Önü demir parmaklık.
Her hücrede beş, altı köpek bir arada.
Çok dar bir alan.
Biraz eğimli, kakalarını da orayı yapıyorlar, yemeklerini de orada yiyorlar.
Her yer, beyaz fayans.
Ve soğuk.
Hava da soğuk, kullanılan malzeme de.
Kim inşa ettiyse oraya hayvan sever olmadığı kesin!
Hayvanlar rahat etsin diye düşünmediği kesin!
Zavallılar, inliyorlar, ağlıyorlar, acı çektiklerini göstermeye çalışıyorlar.
“Beni bırakma burada, al beni” der gibi bakıyorlar.
Ya da bana öyle geliyor.
O demir parmaklıkların arasından patilerini uzatıyorlar ki sevilsinler diye... Ki onları da bir seven çıksın diye...
Aralarında sokak köpekleri de var cins köpekler de...
İşte onlar sokağa atılanlar...
Hepsi ilgi istiyor.
Biri geldiğini, onlarla ilgilendiğini görünce de, sanki ortak bir isyana katılıyormuş gibi hep bir ağızdan havlıyorlar.
Ama burası bir rehabilitasyon merkezi, köpek bakım yeri değil.
Buraya gelenler, ya yaralı, ya sakat ya da hasta...
Hasdal’ın bir müşahade merkezi var, bir de ameliyathanesi...
En zor durumda olanlar, o müşaade merkezinde kalıyorlar, 20 hücre yan yana ama önü parmaklı değil, kapalı.
Orası, insanın kabusu olur, o kadar fena. Yer fayans bile değil, beton. Köpeklerin altında ne bir gazete kağıdı var ne bir muşamba.Üstelik bunları ameliyattan çıkmış ya da gidecek köpekler.
Bir tanesi de belli ki yeni anne olmuş, yanında yeni doğmuş hap kadar yavruları... Hepsi taşın üzerinde... Hayatta kalırlar mı bilmiyorum.
Orada iyileşenler, biraz önce anlattığım yere geçiyorlar, demir parmaklıklı hücrelere.
*
Beni karşılayan Mehmet Bey’e, Hasdal’ın yanındaki sivil toplum örgütüne ait olan barınağı soruyorum.
“Oradaki hayvanlar, doğal ortamda yaşıyorlar” diyor.
Ve ilginç bir kıyaslama yapıyor: “O köpekler özgürce dolaşabiliyorlar, biz yapamıyoruz, çünkü mevzuat böyle. İstesek de dışına çıkamayız!”
Mehmet Bey’e teşekkür edip yan barınağa geçiyorum.
Burası da, Doğal Hayvan Barınağı
Adı, Sahipsiz Hayvanları Koruma Derneği (SHKD) Doğal Hayvan Barınağı.
Burası bir İngilizin çabasıyla kurulmuş. Hayvanlara eziyet edilmesini istemeyen biri. Artık Türkiye ile bir bağlantısı yok, ülkesine geri dönmüş ama finansı sağlayan hâlâ o.
Bir model oluşturmak istemiş.
Barınaklar böyle de olabilir göstermek istemiş.
Bu satırları okuyan herkesin o iki barınağı gidip görmesini ve değerlendirmesini isterim. Burada köpekler, ağaçlık bir ortamdalar. Bir derinlik var, ormanlık alana doğru genişliyor.
Köpekler doğal bir alanda yaşıyor.
Her hallerinden mutlu oldukları anlaşılıyor.
Pal Sokağı Çocukları gibi duruyorlar.
Afacan Beşler.
Gizli Yediler.
Karo, fayans, beton yok.
Toprakta yatıyorlar.
Şirin kulübeleri var.
Kulübelerinin tepelerine battaniye konmuş, bakıyorum, aaa bir tanesi doğurmuş, yavrularını kucağıma alıyorum...
Sonra öğreniyorum ki, bu barınakta çalışan hemen herkes gönüllü, para almıyorlar. Kimse buraya gelmeleri için boyunlarına çökmüyor.Oysa, devlet memurları için barınaklar bir sürgün yeriymiş. Kolay kolay kimse barınaklarda çalışmak istemezmiş. Hasdal’da çalışanların gönüllü olduğunu söylemek zor yani.
Vardır ama işlerine tutkuyla bağlı durmuyorlar.
Buradakiler öyle.
Esas fark da şu:
Hasdal da sevgi yok, burada var!
Amaçları da, “Barınak inşa etmeyelim, hayvanlara doğal ortamlar yaratalım. Kısırlaştırıp aşılayıp serbest bırakalım, küpeleriyle mahallerinde salınsınlar, eğer onları kimse istemiyorsa yaşamlarını burada sürdürsünler.”
Yan taraftan bugüne kadar 700 köpek almışlar. Şu anda 2000 köpekleri var. Mutlu köpekler. Gidip görün derim.
Ve bir gün köpeğinizden kurtulmak istiyorsanız -bu felaket bir şey ama yapacaksanız-onu sokağa bırakmayın, buraya getirin.
Sizin veremediğiniz sevgiyi, bu barınaktaki gönüllüler onlara verecektir!
Bilgi, Murat, Selen, Elif, Zehra ve Nilüfer...
Oranın gönüllüleri...
Ben Louis Vuitton’dan gelen 20 bin lirayı, huzurlarınızda onlara vermek istiyorum, buradaki 2000 köpeğe mama ve ilaç almaları için...
Onlar Anadolu’ya sınır tanımaz veteriner olarak giden grubun içinde ayrıca, gidiyorlar bir bölgedeki bütün sokak köpeklerini tedavi ediyorlar, aşılıyorlar, kısırlaştırıyor...
Gönül isterdi ki Hasdal’daki parmaklıklar ardındaki köpekler için de bir şey yapabilelim...
Bu mesele üzerine de Kadir Topbaş ile konuşabilmek isterim...
Bana vakit ayırabilirse...
Ve sormak isterim:
Acaba Hasdal’ı da böyle doğal bir alana çevirmek mümkün olamaz mı?
20 Şubat 2011 Pazar
Önce İnsan mı, Hayvan mı? Bekir Coşkun'dan
Üzerine çok yorum yapılabilecek bir yazı.
Bence her zaman aynı olmayıp, duruma göre değişebilecek bir konu.
Bekir Coşkun'un yazdıklarını da örnekler dahilinde değerlendirmeli, farklı anlamlar çıkarılmamalı diye düşünüyorum. Zira eminim bu yazı sonrası takdir edenler olduğu gibi, fazlasıyla eleştiri bombardımanına da maruz kalmıştır kendisi.
Bence her zaman aynı olmayıp, duruma göre değişebilecek bir konu.
Bekir Coşkun'un yazdıklarını da örnekler dahilinde değerlendirmeli, farklı anlamlar çıkarılmamalı diye düşünüyorum. Zira eminim bu yazı sonrası takdir edenler olduğu gibi, fazlasıyla eleştiri bombardımanına da maruz kalmıştır kendisi.
Önce İnsan mı, Hayvan mı?
Bekir Coşkun
Hayvanları sevmeyenler kimi zaman “İnsan dururken…” diye başlayıp soruyorlar bize:
“Önce insan mı, hayvan mı?..”
İşte yanıtım…
İki küçük sevimli midilli atı vardı Sakarya-Hendek hayvanat bahçesinde…
Normalde hayvanat bahçesine gidip o iki sevimli midilli atına bakan bir insanın içinden onu sevmek, okşamak gelmez mi?..
Demek ki bunlar gidip baktılar….
Ve içlerinden onları yemek geldi…
Midilli atları o sabah hayvanat bahçesindeki kafeslerinde yoktu…
Hayvanat bahçesinin görevlileri sağa-sola koştular… Yakındaki bir tarlada iki sevimli atın nakış süslemeli yularlarını ve ayaklarını buldular. Araştırdılar, onları “insanın” gece çalıp ilerideki korulukta kestiğini, etlerini alıp götürdüklerini öğrendiler…
Müdür, “Daha önce de iki tavşanımızı çalıp yediler” dedi…
Müdür muavini ekledi:
“İki tane de papağan…”
Anlaşılan “insan” gelip onlara baktı, aklından onları yemek geçti, gözünün önüne mangal geldi…
Belki bakarken ağzının suyu aktı…
Ve o gece herkes gidince bunu yaptı…
Hangisi sizce?..
O hayvan mı, o insan mı önce?..
Ormanı yaktıklarında, ben ormanı açanlardan değil, solucanlardan yana olurum…
Çöpünü denize döken insan, deniz anasından daha kıymetli değil…
Kuşlar kaçak avcılardan, yılanlar Kaz Dağları’nı bozanlardan, kurbağalar derelere kıyanlardan çok daha değerlidir…
Şu kin ve nefretle kendi soyuna acı çektiren, soyan, sömüren, süründüren, ezen, ağlatan, öldüren, yok eden insanlara bir bakın…
Siz karar verin…
Hangi insan, hangi hayvan?..
18 Şubat 2011 Cuma
Sahibinin Hayatını Kurtaran Kahraman Golden Retriever Toby
Amerika'da Toby adlı bir köpek bu yılın başlarında sahibinin hayatını kurtararak kahraman ilan edildi. 2 yaşındaki golden retriever cinsi Toby sahibini ölümden kurtararak hem kahraman hem de ünlü oldu.
Debbie Parkhurst adlı kadın boğazına kaçan elma parçasıyla boğulmak üzereyken onu imdadına yetişen köpeği Toby kurtardı. Yere yığılan kadının göğsüne zıplayarak tekmeleyen akıllı köpek sahibinin hayatını kurtarmakla kalmadı, Amerika'da kahraman köpek olarak anılmaya başladı.
İşte kahraman Toby ve Debie'nin mutluluk resimleri.
Debbie Parkhurst adlı kadın boğazına kaçan elma parçasıyla boğulmak üzereyken onu imdadına yetişen köpeği Toby kurtardı. Yere yığılan kadının göğsüne zıplayarak tekmeleyen akıllı köpek sahibinin hayatını kurtarmakla kalmadı, Amerika'da kahraman köpek olarak anılmaya başladı.
İşte kahraman Toby ve Debie'nin mutluluk resimleri.
9 Şubat 2011 Çarşamba
Sağlıklı Yaşam İçin Köpek Besleyin!
İnsanın sadık dostu köpekler sundukları karşılıksız sevgiyle sadece sahiplerini şımartmakla kalmıyor, aynı zamanda hareket etmelerini sağlayarak başka bir egzersiz yapmadan onların kalp sağlıklarını da koruyor.
İtalyan Corriere della Sera gazetesinde çıkan habere göre, ABD'deki San Diego Üniversitesinden bir grup bilimadamı bin kadar köpek sahibiyle anket yaptı.
Ankete katılanların 3'te ikisinin köpeklerinin dışarı çıkarılmasıyla bizzat kendilerinin ilgilendiğini söylediği anket, bu sayede katılımcıların yüzde 64'ünün kendileri bile farkına varmadan tıp merkezlerinin kalp ve dolaşım hastalıklarını önlemek için önerdiği yeterli fiziksel aktiviteyi yaptığını ortaya koydu.
4 ayaklı dostlarını kendileri gezdirmeyen tembel köpek sahiplerinden kalp sağlıklarını korumak isteyenlerin ayrıca egzersiz yapmak durumunda kaldığı belirtildi.
İtalyan Corriere della Sera gazetesinde çıkan habere göre, ABD'deki San Diego Üniversitesinden bir grup bilimadamı bin kadar köpek sahibiyle anket yaptı.
Ankete katılanların 3'te ikisinin köpeklerinin dışarı çıkarılmasıyla bizzat kendilerinin ilgilendiğini söylediği anket, bu sayede katılımcıların yüzde 64'ünün kendileri bile farkına varmadan tıp merkezlerinin kalp ve dolaşım hastalıklarını önlemek için önerdiği yeterli fiziksel aktiviteyi yaptığını ortaya koydu.
4 ayaklı dostlarını kendileri gezdirmeyen tembel köpek sahiplerinden kalp sağlıklarını korumak isteyenlerin ayrıca egzersiz yapmak durumunda kaldığı belirtildi.
AA'ndan alıntıdır
6 Şubat 2011 Pazar
Kanseri Teşhis Eden Köpekler
Japon uzmanlar eğitimli köpeklerin bağırsak kanseri olan kişileri erken evrede bile belirleyebildiğini söylüyor. Köpeklerin bunu nasıl başardığını bulmak, teşhis olanaklarını geliştirebilir.
Yapılan yeni bir araştırmaya göre köpekler erken aşamalarındaki bağırsak kanserini koku duyularıyla tespit edebiliyor. Gut adlı tıp dergisinde yayınlanan çalışmada Japon doktorlar özel eğitimli dişi bir labrador cinsi köpeğe sağlıklı ve bağırsak kanseri olan hastalardan alınan nefes ve dışkı örneklerini koklattı.
Köpek, on vakanın dokuzunda sağlıklı ve kanserli vakaları birbirinden ayırabildi.
Ancak İngiliz kanser araştırmaları derneği (Cancer Research UK) uzmanların köpeğin hangi kimyasal bileşenleri seçtiğini belirlemekten uzak olduklarına dikkat çekiyor. Ayrıca araştırmanın yeterince büyük bir veri tabanını kapsamadığı eleştirisinde bulunuluyor.
Kuruluşa göre, eğitimli köpeklerin olağan kanser taramaları için kullanılması fikri ise şimdilik uzak bir ihtimal.
Köpeklerin cilt, mesane, akciğer, yumurtalık ve meme kanserlerini gelişmiş koku duyularıyla ayırt edebildiği fikri daha önce de gündeme gelmişti. Tümörlerin doğası itibariyle kendine has bir kokusu olduğu ve köpeklerin bunu algılayabildiği düşünülüyor.
Japonya'daki Kyuşu Üniversitesi uzmanları, deneyleri için sekiz yaşındaki siyah labrador Marine'e başvurdu. Marine'e biri bir kanser hastasından, dördü sağlıklı deneklerden alınmış beş farklı numune koklatıldı. Nefes testlerinde, köpek 36 kezden 33'ünde, kanserli numuneyi buldu. Dışkı ile yapılan deneyde ise 38 denemeden 37'si başarılı oldu. Belirlenmesi çok güç olan erken vakalar bile tespit edildi.
İngiltere'de hastaneler dışkıda kan arayarak erken vakaların 10'da birini yakalayabiliyor. Ülkede 20 kişiden biri bağırsak kanserine yakalanıyor; her yıl 16 binden fazla kişi yaşamını yitiriyor.
Kyuşu Üniversitesinden Dr. Hideto Sonoda köpeklerin koku becerisini klinik teşhis yöntemine dönüştürme fikrinin güçlüklerini kabul ediyor. Eğitim verme ve eğitici bulmanın zorlukları yanında, her köpek aynı beceriye sahip değil, aynı köpek bile sürekli aynı düzeyde performans gösteremiyor. Buna karşılık bir tür "elektronik köpek burnu" geliştirmek için araştırmalar yapılıyor. Dr. Sonoda "Kanserin kendine has bir kokusu olduğu kesin. Ancak bunun kimyasal bileşenlerinin ne olduğu belirsiz. Doğru yanıtı sadece köpekler biliyor" diyor.
Sonoda'ya göre bu nedenle önce "Köpeklerin farkına vardığı organik bileşenlerin hangileri olduğunu tespit etmek gerekiyor."
Mynet
25 Ocak 2011 Salı
1022 Kelime Bilen Akıllı Köpek Chaser
Tam 1022 nesnenin adını öğrenmeyi başaran Border Collie cinsi Chaser, kelime dağarcığı en geniş olan hayvanlar listesinin ilk sırasına yerleşti.İtalyan Corriere della Sera gazetesinde çıkan habere göre, ABD'nin Güney Carolina eyaletindeki Wofford Üniversitesinde görev yapan Alliston Reid ve John Pilley, 6 yaşındaki Border Collie cinsi Chaser'a 3 yılı aşkın bir süre boyunda günde 4-5 saat eğitim verdi. Chaser'a her seferinde farklı bir nesne gösteren iki psikolog, akıllı köpek ezberleyene kadar nesnenin adını tekrarladı.
Araştırmanın sonunda sadece nesnelerin adını öğrenmekle kalmayan Chaser, aynı zamanda bunların şekillerini ve işlevlerini de kavradığı ortaya koyarak, 3 yaşındaki bir çocukla eşit başarım sağladı. Toplam 838 teste tabii tutulan sevimli köpekten, 20 nesnenin arasından adı söylenenleri bulması isteyen araştırmacılar, Chaser'ın asla 2'den fazla hata yapmadığını da belirtti.
Araştırmalarının köpeklerin de kelimeleri hatırlama ve ayırt etme kapasitesinde olduklarını gösterdiğini belirten Reid, ''Köpeklerin de bebekler kadar dili anlayabileceğini söylemeye çalışmıyoruz. Ancak onların da şimdiye kadar düşünüldüğünden daha fazla kelimeyi öğrenebileceğini ortaya koyduk'' dedi.
Dört ayaklı dostlarının onların dillerinden anladığını savunan köpekseverlerin yüzünü kara çıkarmayan Chaser, en geniş kelime bilgisine sahip hayvan da oldu. Daha önce bu rekor, köpekler arasında 200 kelime bilen yine Border Collie cinsi Rico'ya aitti. Arizona üniversitesinde eğitilen papağan Alex de yaklaşık yüz kelime kullanarak insanla konuşabiliyordu.
25 Aralık 2010 Cumartesi
Fatih Çekirge - Pet shop seri cinayetleri
Fatih Çekirge bugün petshop'arla ilgili bir yazı yazdı ve hayvanseverlerden birçok yorum aldı. İşte bu yazı aşağıda;
Pet shop seri cinayetleri
ŞİMDİ size aniden üzerime derin bir uçurum gibi çöken bir mesajı aktarıyorum.
Beni ciddi manşetlerden, siyasi analizlerden, Kürt meselesi üzerine, akıl verici, hesap sorucu, ukala köşelerden çekip alan bir mesaj.
Okuyun ve söyleyin:
Ne yapmalıyım?
“Merhaba Fatih bey.
Küçükyalı semtinde bir pet shop’tan kız arkadaşımla birlikte dünyalar tatlısı ilk kedimizi 800 TL vererek aldık.
Kızımız british shorthair cinsine sahip idi. Cahillik ettik.
Kedinin aşılar için küçük olduğunu söylediler. Bu yüzden böyle kedilerde veteriner raporu olmaz dediler. Pet shop görevlisi böyle süslü laflar etti.
Bizim de heyecanımızdan faydalanarak kediyi sattılar. Kredi kartım ile kediyi aldım ve eve götürdük (Bahçelievler’e).
Yavrumuz hiç yemek yemiyordu. Sabaha kadar uyumadı ishal ve kusma başladı, sadece kana kana su içiyordu. Sabah olmasını bekledik veterinere götürdük. Veteriner ‘Bu kedi daha 2 aylık olmamış annesinin sütüne doymadığı için vücudundaki su oranı çok düşük. Bu kediyi satmaları cinayettir’ dedi.
Ve o pet shop’un steril olmamasından dolayı kızımızın içinde parazitler kuluçka yapmış. Eve götürdük, kedimiz 2 gün içinde bize yalvara yalvara elimizden uçup gitti.
Hangi veterinere götürsek aynı şeyleri söyledi. Bazı pet shop’ların para hırsından dolayı anne sütüne muhtaç kedileri annelerinden koparıp sattıklarını söyledi. Neyse iki günün sonunda kızımızı kaybettik, o artık bizim meleğimiz oldu. Pet shop yetkilisini aradığımızda, daha 2 gün önceki hayvansever kadın 100 yılın dolandırıcısı olmuştu ve hiçbir hak talep edemeyeceğimizi söyledi: Zorladık. Kediyi Kadıköy hayvan hastalıklarına göndermelerini ve otopsi yapılmasını istedik. Onlar ise kendi veterinerlerine göndermişler. Bu ülkede insanların bile otopsi raporlarında rüşvet dönerken (kedi nedir ki) ahbap çavuş ilişkisi ile hikâyeden bir otopsi yapıp hastalık sebebini bize yazdırtacaklardır. Şimdi ben bu kadını ve yanındaki diğer elemanlarını bir tenhada sıkıştırıp intikam mı almam gerekiyor. Kedime ve kız arkadaşımla bana yaşattıklarının hesabını kendim mi sormalıyım. İnanın benim gibi yüzlerce mağdur insan var. Adalet bunların hesabını sormuyor bizim de gücümüz yetmiyor 25 yaşında evlat acısı yaşattılar kız arkadaşım ile bana. 2 gün oldu hâlâ olayın etkisindeyiz. Lütfen bu olay ile ilgili bir haber yapın pet shop’ların sırf 3 kuruş daha fazla para kazanmak için yeni doğmuş bebekleri insanların cahilliğini de kullanarak satmalarına engel olun. Bu köle ticareti bitsin!
Kızımızın resimlerini ekte gönderiyorum.
Kedi sevgisi her dem içinizi doldursun...”
İşte bir sabah üzerime derin bir uçurum gibi çöken mesaj bu.
İşte duman rengi bir kedi.
İşte duman rengi minik bir ölüm.
Ne yapmalı şimdi?
Nasıl bir acıya sürgün etmeliyiz kendimizi?
Sürgün diyorum çünkü; bu mesajı okurken sanki mevsimler değişti. Kışın üzerinden birkaç asırlık kış daha geçti.
Bu mesajı okurken bildiğim bütün seri katiller bile isyan etti. İşkenceciler ağladı.
Ruhum öylesine acıdı ki; içimdeki bütün iklimler tutuldu. Nehirler denizlerinden koptu. Dalgalar köpüklerinden ayrıldı. Gemiler rotalarını terk etti. Bütün yönleri kaybettim.
Öfkeliyim.
Ve eğer birisi çıkıp da “Memlekette işsizlikten bölünme korkusuna, öğrenci dayağından yolsuzluklara kadar öfkelenecek bir sürü şey varken buna mı öfkeleniyorsun?” diye sorarsa ona daha da çok öfkeliyim.
Belli ki, ortada bir pet shop işkencesi var.
Ve bu seri cinayeti, bu seri ticareti, kontrol altına almak, denetlemek hepimizin görevidir.
Pet shop seri cinayetleri
ŞİMDİ size aniden üzerime derin bir uçurum gibi çöken bir mesajı aktarıyorum.
Beni ciddi manşetlerden, siyasi analizlerden, Kürt meselesi üzerine, akıl verici, hesap sorucu, ukala köşelerden çekip alan bir mesaj.
Okuyun ve söyleyin:
Ne yapmalıyım?
“Merhaba Fatih bey.
Küçükyalı semtinde bir pet shop’tan kız arkadaşımla birlikte dünyalar tatlısı ilk kedimizi 800 TL vererek aldık.
Kızımız british shorthair cinsine sahip idi. Cahillik ettik.
Kedinin aşılar için küçük olduğunu söylediler. Bu yüzden böyle kedilerde veteriner raporu olmaz dediler. Pet shop görevlisi böyle süslü laflar etti.
Bizim de heyecanımızdan faydalanarak kediyi sattılar. Kredi kartım ile kediyi aldım ve eve götürdük (Bahçelievler’e).
Yavrumuz hiç yemek yemiyordu. Sabaha kadar uyumadı ishal ve kusma başladı, sadece kana kana su içiyordu. Sabah olmasını bekledik veterinere götürdük. Veteriner ‘Bu kedi daha 2 aylık olmamış annesinin sütüne doymadığı için vücudundaki su oranı çok düşük. Bu kediyi satmaları cinayettir’ dedi.
Ve o pet shop’un steril olmamasından dolayı kızımızın içinde parazitler kuluçka yapmış. Eve götürdük, kedimiz 2 gün içinde bize yalvara yalvara elimizden uçup gitti.
Hangi veterinere götürsek aynı şeyleri söyledi. Bazı pet shop’ların para hırsından dolayı anne sütüne muhtaç kedileri annelerinden koparıp sattıklarını söyledi. Neyse iki günün sonunda kızımızı kaybettik, o artık bizim meleğimiz oldu. Pet shop yetkilisini aradığımızda, daha 2 gün önceki hayvansever kadın 100 yılın dolandırıcısı olmuştu ve hiçbir hak talep edemeyeceğimizi söyledi: Zorladık. Kediyi Kadıköy hayvan hastalıklarına göndermelerini ve otopsi yapılmasını istedik. Onlar ise kendi veterinerlerine göndermişler. Bu ülkede insanların bile otopsi raporlarında rüşvet dönerken (kedi nedir ki) ahbap çavuş ilişkisi ile hikâyeden bir otopsi yapıp hastalık sebebini bize yazdırtacaklardır. Şimdi ben bu kadını ve yanındaki diğer elemanlarını bir tenhada sıkıştırıp intikam mı almam gerekiyor. Kedime ve kız arkadaşımla bana yaşattıklarının hesabını kendim mi sormalıyım. İnanın benim gibi yüzlerce mağdur insan var. Adalet bunların hesabını sormuyor bizim de gücümüz yetmiyor 25 yaşında evlat acısı yaşattılar kız arkadaşım ile bana. 2 gün oldu hâlâ olayın etkisindeyiz. Lütfen bu olay ile ilgili bir haber yapın pet shop’ların sırf 3 kuruş daha fazla para kazanmak için yeni doğmuş bebekleri insanların cahilliğini de kullanarak satmalarına engel olun. Bu köle ticareti bitsin!
Kızımızın resimlerini ekte gönderiyorum.
Kedi sevgisi her dem içinizi doldursun...”
İşte bir sabah üzerime derin bir uçurum gibi çöken mesaj bu.
İşte duman rengi bir kedi.
İşte duman rengi minik bir ölüm.
Ne yapmalı şimdi?
Nasıl bir acıya sürgün etmeliyiz kendimizi?
Sürgün diyorum çünkü; bu mesajı okurken sanki mevsimler değişti. Kışın üzerinden birkaç asırlık kış daha geçti.
Bu mesajı okurken bildiğim bütün seri katiller bile isyan etti. İşkenceciler ağladı.
Ruhum öylesine acıdı ki; içimdeki bütün iklimler tutuldu. Nehirler denizlerinden koptu. Dalgalar köpüklerinden ayrıldı. Gemiler rotalarını terk etti. Bütün yönleri kaybettim.
Öfkeliyim.
Ve eğer birisi çıkıp da “Memlekette işsizlikten bölünme korkusuna, öğrenci dayağından yolsuzluklara kadar öfkelenecek bir sürü şey varken buna mı öfkeleniyorsun?” diye sorarsa ona daha da çok öfkeliyim.
Belli ki, ortada bir pet shop işkencesi var.
Ve bu seri cinayeti, bu seri ticareti, kontrol altına almak, denetlemek hepimizin görevidir.
24 Aralık 2010 Cuma
Dört gün boyunca ölü kuzuyu bekleyen köpek
Radikal'de yayınlanan bir haberi sizlerle paylaşmak istiyorum;
Kuzunun başından bir an olsun ayrılmayan köpek geri dönmeyince, sahibi Emrah Yözgürlü onu aramaya başladı. Dört günden beri kayıp köpeği ‘Kahraman’ı arayan Emrah Yözgörlü, hayvanı kazada ölen kuzunun başında beklerken buldu.
Emrah Yözgörlü, hayvanlarını koruyan köpeğin ölen kuzunun başında beklemesi karşısında şaşırdı. Yözgörlü, “Kahraman’, sürünün lideri. Hayvanlarla iyi iletişim içindeydi. Dört gün süreyle kayboldu. Onu kuzunun başında beklerken bulduk. ‘Kahraman’ beni şaşırttı” dedi.
Yeşilova Belediye Başkanı Nazım Bakış, dört gün boyunca köpeğin kuzunun başında beklemesi karşısında çok duygulandığını söyledi. Bakış, “Köpeğin gösterdiği sadakat ve vefa insanlara örnek olmalı. Bırakın hayvanı, bazıları insana çarpıp kaçıyor. Bu köpek ise dört gündür kuzunun başında bekliyor” diye konuştu.
Muş'un Yeşilova Beldesi'nde meradan dönen koyun sürüsünde bir kuzu yoldan geçen otomobilin çarpması sonucu telef oldu.'Kahraman' adlı çoban köpeği, dört gün boyunca, telef olan kuzunun başından ayrılmadı.Geçen pazartesi meradan beldeye dönen hayvan sürüsü caddeyi geçerken, bir kuzu plakası belirlenemeyen otomobilin altında kalarak telef oldu. Çobanın fark edemediği kazayı gören köpek, ölen kuzunun yanına gitti.
Kuzunun başından bir an olsun ayrılmayan köpek geri dönmeyince, sahibi Emrah Yözgürlü onu aramaya başladı. Dört günden beri kayıp köpeği ‘Kahraman’ı arayan Emrah Yözgörlü, hayvanı kazada ölen kuzunun başında beklerken buldu.
Emrah Yözgörlü, hayvanlarını koruyan köpeğin ölen kuzunun başında beklemesi karşısında şaşırdı. Yözgörlü, “Kahraman’, sürünün lideri. Hayvanlarla iyi iletişim içindeydi. Dört gün süreyle kayboldu. Onu kuzunun başında beklerken bulduk. ‘Kahraman’ beni şaşırttı” dedi.
Yeşilova Belediye Başkanı Nazım Bakış, dört gün boyunca köpeğin kuzunun başında beklemesi karşısında çok duygulandığını söyledi. Bakış, “Köpeğin gösterdiği sadakat ve vefa insanlara örnek olmalı. Bırakın hayvanı, bazıları insana çarpıp kaçıyor. Bu köpek ise dört gündür kuzunun başında bekliyor” diye konuştu.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








