Mükemmel İkili Bora ve Fox'tan Harika Videolar

Bloğumuzun en sıkı takipçilerinden Bora Bıçakçı ve Fox'un iki harika videosunu sizlerle paylaşmak istiyorum. Bora'ya sonsuz teşekkürler; hem bu videoları benimle paylaştığı için, hem de bloğumuzdaki ve facebook sayfamızdaki yorumlarında bize verdiği pozitif elektrik ve mükemmel bilgiler için. Bu ikiliyi beğenmeyen olabilir mi bir bakın bakalım..:)

video
video



Köpeklerde pek çok davranışın nedeni içgüdüseldir. Bu durum köpeklerin ırklara bağlı karakterinin bir yansıması olarak kabul edilebilir. Örneğin bazı köpeklerin bekçilik özelliğinin olmasına karşın bazılarında bu özelliğin olmaması gibi.

Isırmak, köpeklerin doğasından gelen bir davranıştır. Çünkü doğal yaşamda yiyeceğini elde edebilmek için ve kendini korumak için savaşmak zorundadır. Yüzyıllar boyunca sosyalleştirilerek insanlar ile birlikte yaşamasına karşın bu içgüdüsel davranışı özellikle kendini tehlikede hissettiği ve yiyeceği alınmaya çalışıldığında sergilemekten kaçınmaz.

Ayrıca köpekler koruma içgüdüsüyle kendilerini, sahiplerini veya mekanlarını tehlikede hissettiği durumlarda, ani gürültü ve hareketlerde, aşırı uyarı durumlarında, kızdırıldığında, daha önce yaşadığı ve zarar gördüğü bir davranışın tekrarı gibi bir durumda da saldırganlaşabilir ve ısırabilir.

Bu içgüdüsel durum dışında özellikle saldırganlık eğitimi verilmiş köpeklerde sıkça gözlenen bu durum hoş olmayan olayların yaşanmasına neden olabilir.

Doğasından gelen bu içgüdüsel davranışın önlenebilmesi ancak yavru döneminde verilen eğitimlerle mümkündür. Onunla bol bol insanların yoğun olduğu parklarda gezinti yaparak, çocuklara, bisiklet ve araba gibi hareket eden araçlara hatta diğer köpeklere alışmasını sağlamalısınız. Mümkün olduğunca kafasını, kuyruğunu ve ağzını okşayarak ve çevrenizdeki diğer insanlarada okşatarak bu temasa alışmasını sağlamanız oldukça fayda sağlayacaktır.

Yemek yerken önünden tabağını alarak veya ağzından kemiğini alarak bu durumu kabullendirmeli ve sizi ısırmasına oyun amaçlı da olsa izin vermemelisiniz. Mutlaka ve mutlaka hayır, dur veya yapma komutlarını öğretmeli size itaat etmesini sağlamalısınız. Aksi halde müdahale etmeniz gereken durumlarda ona söz dinletmeniz mümkün olamayacağı gibi zor anlar yaşamanıza da neden olabilir.

Bu durumların dışında köpeğin algılamasının kısıtlandığı anestezi, yaralanma, şok ve kavga gibi durumlarda size de tepkili olabileceğini unutmamalı ve temkinli olmalısınız.

Her ne kadar gerekli eğitimleri vermiş olsanızda tasmasız gezdirmemeye özen göstermelisiniz.

Ayrıca unutulmaması gereken önemli bir durumda yanında yavruları olan anne köpeğe fazla yaklaşılmayacağıdır. Annelik içgüdüsüyle yavrularına zarar gelebileceği endişesiyle onları korumak isteyeceğinden saldırganlaşarak ısırabilir.

Tüm çabalarınıza karşın ısırma içgüdüsünü engelleyemeyeceğiniz durumlar olabilir. Bu büyük oranda köpeğin karakteriyle ilgilidir. Böyle bir durum söz konusu ise çevrenizdeki diğer köpeklere, kedilere veya insanlara zarar vermemek ve tehlikeli bir durum yaşamamak için özel ağızlıklar kullanmalısınız.



Ayşe Arman Hasdal Barınağı'nı ziyaret etmiş ve bugün Hürriyet gazetesindeki köşe yazısını bu konuya ayırmış. Ayşe Arman'ın ziyaretinin detaylarını anlattığı yazısını aşağıda görebilirsiniz.

Kimsesiz sokak hayvanları
Ayşe ARMAN
23.02.2011


İNTERNETTE gördüm.
Mahvoldum.
O köpeklerin hali içler acısı.
Küçücük hücrelerde yatıyorlar.
Ağızlarından kan geliyor.
Soğukta, fayansların üzerinde titreyerek can çekişiyorlar.
Kusmuk, dışkı ve kan içinde.
Genç yaşlı bakılmaksızın kısırlaştırılıyorlar, hatta hamile olanlar bile.
Gönüllüler, cep telefonlarıyla çektikleri görüntüleri ve içeriden yaptıkları tespitleri böyle aktarıyorlar.
Altına da Hasdal’ın bir işkence merkezi gibi çalıştığını yazıyorlar ve birilerinin bir an evvel bir şey yapmasını istiyorlar.
Biliyorsunuz ardından insanlar isyan etti, yürüyüşler düzenledi.

Sözünü ettiğim yer Hasdal Hayvan Barınağı. Evsiz, barksız, hasta, sakat köpekler güya orada rehabilite edilecekler. Tedavi edilip, aşılanıp, kısırlaştırılıp
mahallelerine geri iade edilecekler.
İşte kısır döngünün başladığı yer burası, bu noktadan itibaren, o kimsesiz sokak hayvanlarının daha da perişan olma süreci başlıyor.
Toplanıp barınağa getirildikten sonra bir kısmı iyileşiyor, bir kısmı iyileşemiyor.
İyileşenleri de, genellikle mahalleli geri istemiyor.
Her ne kadar hayvansevermiş gibi görünen bir milletsek de, işin gerçeği bu.
Zaten o barınakta bulunmalarının nedeni de o mahalleli.
Ya şikayet etmişler, “Gelin bunları alın!” demişler, ya taşlamışlar, ya yolda araba çarpmış, ya çocuklar taciz etmiş...

Hayvanların düştüğü bu acınası durumda, belediyenin hatırı sayılır bir payı olabilir.
Ama aynı oranda, mahallelinin de payı olduğu su götürmez. Sınıfı geçti diye çocuğuna köpek hediye edip, bir ay sonra, “Bakımı da çok zormuş!” deyip sokağa atanların da. Anlayacağınız, çözüm öyle kolay değil.
Sadece o fotoğrafları yayınlamak, yetkileri görev çağırmak tek başına çare değil.
Önce bu meselenin üzerine ciddi kafa yormak gerekiyor. Para bulmak gerekiyor.
Sonra, doğrusu nasıl yapılmalıyı öğrenmek ve öğretmek gerekiyor. Kafamda bu düşünceler, geçen pazar, Hasdal Hayvan Barınağı’nın yolunu tutuyorum.


Burası, Hasdal Hayvan Barınağı


BARINAĞA girmek istediğimizi söyleyince hafif bir tedirginlik oluyor.
Ama yine de fotoğrafçı arkadaşım Emre Yunusoğlu’yla birlikte içeri giriyoruz.
Engellemiyorlar.
Bizi Veteriner Hekim Mehmet Kerim Ayan karşılıyor.
Aslında görevi başka, gıdadan sorumlu, köpekler direkt onun sorumluluğunda değil ama bize elinden geldiğince bilgi vermeye çalışıyor ve barınağı gezdiriyor.
*
Tabii ki internette yayınlanan o vahşi görüntülerden sonra bir iyileştirme söz konusu olmuştur.
Ama benim gördüklerim bana yetti.
Şöyle anlatayım, orası köpekler için bir çocuk esirgeme kurumu gibi, göz göze gelince ağlamak istiyorsun, gerçekten yardıma, yuvaya, sevgiye ihtiyaçları var, çoğu sakat, zayıf, hasta...
İnsanın gözünün içine öyle melül melül bakıyorlar ki, kahrolmamak mümkün değil.
İnce uzun bir koridorda...
Yan yana kümes biçimde hücreler sıralanmış.
Önü demir parmaklık.
Her hücrede beş, altı köpek bir arada.
Çok dar bir alan.
Biraz eğimli, kakalarını da orayı yapıyorlar, yemeklerini de orada yiyorlar.
Her yer, beyaz fayans.
Ve soğuk.
Hava da soğuk, kullanılan malzeme de.
Kim inşa ettiyse oraya hayvan sever olmadığı kesin!
Hayvanlar rahat etsin diye düşünmediği kesin!
Zavallılar, inliyorlar, ağlıyorlar, acı çektiklerini göstermeye çalışıyorlar.
“Beni bırakma burada, al beni” der gibi bakıyorlar.
Ya da bana öyle geliyor.
O demir parmaklıkların arasından patilerini uzatıyorlar ki sevilsinler diye... Ki onları da bir seven çıksın diye...
Aralarında sokak köpekleri de var cins köpekler de...
İşte onlar sokağa atılanlar...
Hepsi ilgi istiyor.
Biri geldiğini, onlarla ilgilendiğini görünce de, sanki ortak bir isyana katılıyormuş gibi hep bir ağızdan havlıyorlar.
Ama burası bir rehabilitasyon merkezi, köpek bakım yeri değil.
Buraya gelenler, ya yaralı, ya sakat ya da hasta...
Hasdal’ın bir müşahade merkezi var, bir de ameliyathanesi...
En zor durumda olanlar, o müşaade merkezinde kalıyorlar, 20 hücre yan yana ama önü parmaklı değil, kapalı.
Orası, insanın kabusu olur, o kadar fena. Yer fayans bile değil, beton. Köpeklerin altında ne bir gazete kağıdı var ne bir muşamba.Üstelik bunları ameliyattan çıkmış ya da gidecek köpekler.
Bir tanesi de belli ki yeni anne olmuş, yanında yeni doğmuş hap kadar yavruları... Hepsi taşın üzerinde... Hayatta kalırlar mı bilmiyorum.
Orada iyileşenler, biraz önce anlattığım yere geçiyorlar, demir parmaklıklı hücrelere.
*
Beni karşılayan Mehmet Bey’e, Hasdal’ın yanındaki sivil toplum örgütüne ait olan barınağı soruyorum.
“Oradaki hayvanlar, doğal ortamda yaşıyorlar” diyor.
Ve ilginç bir kıyaslama yapıyor: “O köpekler özgürce dolaşabiliyorlar, biz yapamıyoruz, çünkü mevzuat böyle. İstesek de dışına çıkamayız!”
Mehmet Bey’e teşekkür edip yan barınağa geçiyorum.


Burası da, Doğal Hayvan Barınağı


Adı, Sahipsiz Hayvanları Koruma Derneği (SHKD) Doğal Hayvan Barınağı.
Burası bir İngilizin çabasıyla kurulmuş. Hayvanlara eziyet edilmesini istemeyen biri. Artık Türkiye ile bir bağlantısı yok, ülkesine geri dönmüş ama finansı sağlayan hâlâ o.
Bir model oluşturmak istemiş.
Barınaklar böyle de olabilir göstermek istemiş.
Bu satırları okuyan herkesin o iki barınağı gidip görmesini ve değerlendirmesini isterim. Burada köpekler, ağaçlık bir ortamdalar. Bir derinlik var, ormanlık alana doğru genişliyor.
Köpekler doğal bir alanda yaşıyor.
Her hallerinden mutlu oldukları anlaşılıyor.
Pal Sokağı Çocukları gibi duruyorlar.
Afacan Beşler.
Gizli Yediler.
Karo, fayans, beton yok.
Toprakta yatıyorlar.
Şirin kulübeleri var.
Kulübelerinin tepelerine battaniye konmuş, bakıyorum, aaa bir tanesi doğurmuş, yavrularını kucağıma alıyorum...
Sonra öğreniyorum ki, bu barınakta çalışan hemen herkes gönüllü, para almıyorlar. Kimse buraya gelmeleri için boyunlarına çökmüyor.Oysa, devlet memurları için barınaklar bir sürgün yeriymiş. Kolay kolay kimse barınaklarda çalışmak istemezmiş. Hasdal’da çalışanların gönüllü olduğunu söylemek zor yani.
Vardır ama işlerine tutkuyla bağlı durmuyorlar.
Buradakiler öyle.
Esas fark da şu:
Hasdal da sevgi yok, burada var!
Amaçları da, “Barınak inşa etmeyelim, hayvanlara doğal ortamlar yaratalım. Kısırlaştırıp aşılayıp serbest bırakalım, küpeleriyle mahallerinde salınsınlar, eğer onları kimse istemiyorsa yaşamlarını burada sürdürsünler.”
Yan taraftan bugüne kadar 700 köpek almışlar. Şu anda 2000 köpekleri var. Mutlu köpekler. Gidip görün derim.
Ve bir gün köpeğinizden kurtulmak istiyorsanız -bu felaket bir şey ama yapacaksanız-onu sokağa bırakmayın, buraya getirin.
Sizin veremediğiniz sevgiyi, bu barınaktaki gönüllüler onlara verecektir!
Bilgi, Murat, Selen, Elif, Zehra ve Nilüfer...
Oranın gönüllüleri...
Ben Louis Vuitton’dan gelen 20 bin lirayı, huzurlarınızda onlara vermek istiyorum, buradaki 2000 köpeğe mama ve ilaç almaları için...
Onlar Anadolu’ya sınır tanımaz veteriner olarak giden grubun içinde ayrıca, gidiyorlar bir bölgedeki bütün sokak köpeklerini tedavi ediyorlar, aşılıyorlar, kısırlaştırıyor...
Gönül isterdi ki Hasdal’daki parmaklıklar ardındaki köpekler için de bir şey yapabilelim...
Bu mesele üzerine de Kadir Topbaş ile konuşabilmek isterim...
Bana vakit ayırabilirse...
Ve sormak isterim:
Acaba Hasdal’ı da böyle doğal bir alana çevirmek mümkün olamaz mı?



Labrador Retriever sadece sarı, siyah ve çikolata kahverengisi olabilen kısa ve düz su geçirmeyen kürkü ile güçlü, dayanıklı ve hafif dikdörtgen bir köpektir. Geniş bir kafası, güçlü burnu, makas ısırışı ile kapanan dişleri ve belirgin bir alın çıkıntısı vardır. Gözler zeki ifadeli ve kestane ya da ela rengi olabilir. Orta büyüklükteki kulakları sarkıktır. Samur benzeri kuyruğu güçlü ve uca doğru incelir. Güçlü bir kemik yapısına sahiptir. Perdeli ayakları onu iyi bir yüzücü yapar.

Karakteri
Labrador Retriever, duygusal ve sabırlı bir köpektir. Oldukça zeki, sadık, itaat etmeye hevesli ve hareketlidir. Özellikle de suda oynama bayılır. Çocuklara karşı olmak üzere mükemmel bir karakteri vardır. İnsanlarla olmayı çok sever ve ailesinin parçası olduğunu hissetmeye gereksinimi vardır. Yavruyken çok iyi sosyalleştirilmezse yabancılarla bazıları mesafeli olabilir. Bu köpekler bekçi köpekliği yapabilir; ama her ne kadar bazılarının koruma yaptığı bilinse de koruma köpeği değildir. Kendi başlarına çok bırakılırlarsa eşyalara zarar verici olabilirler. Labrador'a çok güçlü bir boynu olduğu için erken yaşta tasmasını çekmeden yürümesi öğretilmelidir. Yarışma kanından gelenler av kanından gelenlerden genellikle daha ağır ve uysaldır. Av kanından gelenler daha enerjik ve hareketli olabilir. En iyi eşlik köpekleri genellikle bu iki kanın karışımıdır. Bu ırk oldukça popülerdir. Labrador, Golden Retriever'dan biraz daha dominant ve bağımsızdır. Av, iz sürme, vurulan avı geri getirmek, bekçi köpekliği, narkotik, körler ve sakatlar için rehber köpek, arama & kurtarma, agility ve itaat yarışmalarında başarılıdır.

Yaşam Ortamı
Labrador Retriever yeterli egzersiz imkanı tanındığında apartman hayatına da adapte olabilir. Yine de orta büyüklükte bir bahçeye ihtiyacı vardır.

Egzersiz İhtiyacı
Labrador Retriever çalışmayı seven enerjik bir köpektir. Bol egzersize gereksinimi vardır. Labrador obur olabilir bu nedenle diyetine ve egzersiz düzeyine dikkat edilmelidir.

Bakımı
Kısa çifte kürkünün bakımı kolaydır. Düzenli fırçalama yeterli olacaktır. Orta derecede tüy döker.

Kökeni
Bir zamanlar "St John Köpeği" diye bilinen Labrador Retriever en popüler köpek ırklarından biridir. Kanada, Newfoundland'da geliştirilmiş bir ırktır. Labrador buzlu sulara atlayarak balıkçıların ağlarını kıyıya çekmek için eğitilirdi. 1800'lü yıllarda Labrador'dan Ingiltere'ye getirilen köpeklerin vurulan avı geri getirme güdüleri daha güçlendirildi. Kibar ve sevgi dolu karakteri nedeniyle en iyi aile köpeklerinden biridir. Eğitilebilirliği yüksek Labrador, uyuşturucu bulma, sakatlara rehberlik etme ve itaat yarışmalarında oldukça başarılıdır.




Sevgili arkadaşımız Didem Engin Üstün ve yakışıklı Caz'dan bloğumuzda zaman zaman bahsediyoruz. Didem bloğun sıkı bir takipçisi ve çok bilinçli bir köpek sahibi. Şimdiye dek pekçok konuda bilgi sahibi olmamızı sağladı sağolsun. Son olarak ise köpeği Caz'ın güzel gelişmelerini benimle paylaştı. Bu gelişmeler o kadar moral dolu ve mutlu ediciydi ki içten  mesajını herkesle paylaşmak için kendisinden izin istedim.

Sevgi, sabır ve doğru yaklaşımla güzel sonuçlar alınabileceğinin mükemmel bir örneği olan Didem ve Caz'dan son gelişmeleri aşağıda okuyabilirsiniz.

Selam Mehtapcım,
Birkaç gündür bloğu takip edemiyordum. Jessie'nin fotoğraflarına baktım biraz evvel, cok iyi görünüyor, umarım sen de iyisindir. Hergün internette ilk tıkladığım sayfa Jessie'nin bloğu yeni birsey var mı diye ama bu hafta biraz geride kaldım. Çalışmadım ve bol bol oğlumla gezdık durduk. Bol oksijen, bol doğa sonucu eve döndüğümüzde tatlı uykulara daldık beraber, laptop'un kapağını açmadık:)

Biliyorsun ben hep Caz'ın oburluğundan şikayetciyim. Bu hafta öyle güzel bir gelişme oldu ki sevincimi sen anlarsın diye sana yazayım dedim. Eskiden dışarı cıktıgımızda yerden kafasını kaldırmayan Caz şimdi sokaklardan karnını doyurmaktan vazgecti. Ağzına birsey alsa "bırak" deyince bırakıveriyor. Biz Caz ile evimize yakın koruda tasmasız dolaşıyoruz coğu zaman, orda bazen kuşlar ıcın kuru ekmekler bırakıyor cevrede oturanlar. Gecen hafta orada gezerken bizimki bir an gözden kayboldu. Çağırdım, gelmedi. Anladım ki yiyecek birşey bulmus yoksa anında yanımda biter. Bir de ne göreyim; ağzında bir somun küflü ekmekle gömülmüs calılara hapır hupur götürüyor. Beni görünce kaçtı önce alırım diye.

Hiç oralı olmadım ve sadece "bırak" dedim. Arkamı dönüp yürüdüm veeeeee oğluşum bıraktı ekmeği neşe icinde koştu geldi yanıma kuyrugunu sallaya sallaya. Allahım o an mutluluktan gözlerim doldu, ağlayacağım nerdeyse. Gezimizin bitiminde eve dönerken ekmek hala ordaydı. "Hayır" dedim, yanına bile yanaşmadı.

Büyüyor kereta, öğreniyor. Acı köfte yapmadığıma memnunum. Sabır ve tekrar etmek herşeyin üstesinden geliyor galiba. Çok mutluyum, yerde uçusan çöpler ve peçeteler/selpaklar korkulu rüyam degil artık.:)

Dün eve geldigimde baştan aşağı Nesquik'e bulanmış halde buldugum Caz'a baktım ve kızdım bir daha yapmaması için. Ama içten degil, "aman Allahım ne yapacagım ben bu oburcukla" demedim bu sefer. Çünkü biliyorum yakın zamanda bu yaramazlıklar da son bulacak.

Kendinize iyi bakın bizlerle mutluluk, moral ve tecrübe paylasmaya devam edin LÜTFEN:)
Simdi oğlusumun sımsıcak yumusak tuylerıne basımı yaslayıp tatlı bir uykuya dalmaya gidiyorum.
Sana ve Jessie ye iyi geceler.
Didem&Caz 


Didem'in mesajını okuyunca hem çok keyif aldım hem de duygulandım. Daha önce Didem'le bu konuyu birkaç kez konuşmuştuk çünkü ve pozitif gelişmeler beni de inanılmaz mutlu etti. Didem ve Caz'a kucak dolusu sevgilerimi yolluyorum ve bu moral dolu mesaj için çok teşekkür ediyorum.



Üzerine çok yorum yapılabilecek bir yazı.
Bence her zaman aynı olmayıp, duruma göre değişebilecek bir konu.
Bekir Coşkun'un yazdıklarını da örnekler dahilinde değerlendirmeli, farklı anlamlar çıkarılmamalı diye düşünüyorum. Zira eminim bu yazı sonrası takdir edenler olduğu gibi, fazlasıyla eleştiri bombardımanına da maruz kalmıştır kendisi.

Önce İnsan mı, Hayvan mı?
Bekir Coşkun

Hayvanları sevmeyenler kimi zaman “İnsan dururken…” diye başlayıp soruyorlar bize:
“Önce insan mı, hayvan mı?..”
İşte yanıtım…

İki küçük sevimli midilli atı vardı Sakarya-Hendek hayvanat bahçesinde…
Normalde hayvanat bahçesine gidip o iki sevimli midilli atına bakan bir insanın içinden onu sevmek, okşamak gelmez mi?..
Demek ki bunlar gidip baktılar….
Ve içlerinden onları yemek geldi…

Midilli atları o sabah hayvanat bahçesindeki kafeslerinde yoktu…
Hayvanat bahçesinin görevlileri sağa-sola koştular… Yakındaki bir tarlada iki sevimli atın nakış süslemeli yularlarını ve ayaklarını buldular. Araştırdılar, onları “insanın” gece çalıp ilerideki korulukta kestiğini, etlerini alıp götürdüklerini öğrendiler…
Müdür, “Daha önce de iki tavşanımızı çalıp yediler” dedi…
Müdür muavini ekledi:
“İki tane de papağan…”

Anlaşılan “insan” gelip onlara baktı, aklından onları yemek geçti, gözünün önüne mangal geldi…
Belki bakarken ağzının suyu aktı…
Ve o gece herkes gidince bunu yaptı…

Hangisi sizce?..
O hayvan mı, o insan mı önce?..
Ormanı yaktıklarında, ben ormanı açanlardan değil, solucanlardan yana olurum…
Çöpünü denize döken insan, deniz anasından daha kıymetli değil…
Kuşlar kaçak avcılardan, yılanlar Kaz Dağları’nı bozanlardan, kurbağalar derelere kıyanlardan çok daha değerlidir…

Şu kin ve nefretle kendi soyuna acı çektiren, soyan, sömüren, süründüren, ezen, ağlatan, öldüren, yok eden insanlara bir bakın…
Siz karar verin…
Hangi insan, hangi hayvan?..



Şişli Belediyesi’nin bölgedeki hayvanların rehabilitesini sağlamak amacıyla inşa ettiği Şişli Belediyesi Hayvan Kısırlaştırma ve Rehabilitasyon Merkezi açıldı. 

Şişli Belediyesi, ilçedeki sokak hayvanlarının rehabilitasyonunu sağlamak amacıyla sokak hayvanlarının kısırlaştırma ve tedavi işlemlerini gerçekleştirmek için Hayvan Kısırlaştırma ve Rehabilitasyon Merkezini hizmete açtı. Piyalepeşa Bulvarı’nda gerçekleşen açılışa Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül ve bölgedeki hayvan sever yurttaşlar katıldı.

Açılış töreninde konuşan Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, sokak hayvanlarının rehabilitasyonu için ‘Kısırlaştır, Aşılat, Yaşat’ sloganıyla yoğun bir çalışma yürüttüklerini söyledi. Rehabilitasyon merkezinin başta sahipsiz sokak hayvanları olmak üzere, ilçedeki tüm hayvanseverlere hizmet vereceğini belirten Sarıgül, “6 veteriner hekimimiz, haftanın yedi günü merkezde görev yapacak. Özellikle sokakta yaşayan sahipsiz kedi ve köpeklerin kısırlaştırma operasyonu ve aşılarını burada yapacağız. Şişli’deki tüm hayvanlar, yaşadıkları sokakta, sağlıklı, aşılı ve insan sağlığını tehdit etmeden yaşamaya devam edecek. Hayvanları sığınak adı verilen mekanlarda toplamayı doğru bulmuyoruz. Doğadaki tüm canlıların, diğer canlılara zarar vermeden özgürce yaşama hakkı olduğuna inanıyorum. Bu merkezde ayrıca hastalanan, kaza geçiren veya çeşitli nedenlerden dolayı tedavisi gereken hayvanların da tedavileri yapılacak.” dedi.

Hayvan Kısırlaştırma ve Rehabilitasyon Merkezi’nin açılışına, çok sayıda hayvan sever hayvanlarıyla birlikte katıldılar. Açılış töreninden sonra, rehabilitasyon merkezinin ameliyathanesinde bir sokak köpeğinin kısırlaştırma operasyonu yapıldı.



Amerika'da Toby adlı bir köpek bu yılın başlarında sahibinin hayatını kurtararak kahraman ilan edildi. 2 yaşındaki golden retriever cinsi Toby sahibini ölümden kurtararak hem kahraman hem de ünlü oldu.

Debbie Parkhurst adlı kadın boğazına kaçan elma parçasıyla boğulmak üzereyken onu imdadına yetişen köpeği Toby kurtardı. Yere yığılan kadının göğsüne zıplayarak tekmeleyen akıllı köpek sahibinin hayatını kurtarmakla kalmadı, Amerika'da kahraman köpek olarak anılmaya başladı.

İşte kahraman Toby ve Debie'nin mutluluk resimleri.



KIZGINLIK SİKLUSU
Evcil dişi köpekler çiftleşme mevsiminde yalnızca bir kez kızgınlık gösterirler ve eğer gebelik oluşmaz ise 6 ay ya da daha uzun bir süre tekrarlanmaz. Genellikle Östrus siklusu (kızgınlık dönemi) 4 evrede oluşur;
1. Proöstrus (kızgınlık öncesi dönem),
2. Östrus (kızgınlık),
3. Diöstrus (kızgınlık sonrası dönem)
4. Anöstrus (Sakin dönem)

1. PROÖSTRUS
Bu evre ortalama 9 gün sürmekte olup bazı köpeklerde bu süre 10 - 17 güne kadar uzayabilmektedir. Erken proöstrus döneminde dişi erkeği belirgin olarak reddeder ve üzerine aşım yapmaya çalışan erkeğe hırlar ve havlayarak onu korkutmaya çalışır. Bu sırada; ısırma, dişlerini saldıracakmış gibi gösterme, erkekten kaçarak kuyruğunu iki bacağının arasına sıkıştırıp genital organını (vulva) kapatma gibi davranışsal belirtiler gösterir. Erken dönemde gözlenen bu davranışlar gün geçtikçe yavaş yavaş değişerek, saldırgan davranışların yerini daha yumuşak davranışlar alır. Erkeğin kendisine yaklaşmasına gösterdiği reaksiyon giderek azalır ve erkeğin atlama teşebbüslerinden korunmak için yere oturur ve karın üstü yatar. Bu dönemde vajinadan kanlı bir akıntı gelir. Vajinal kanama, intrauterin - hemorajinin (rahim içi kanama), serviks'in hafif açılması ile vajinal boşluğa dökülmesidir. Vajinal kanama köpekten köpeğe değişkenlik arzeder. Bu akıntıyı çoğu köpek, vulvasını yalayarak temizler ve proöstrus'un (kızgınlık öncesi) belirlenmesini güçleştirir. Kısa tüylü köpek ırklarında (Doberman vs.) uzun tüylü köpek ırklarına nazaran (Golden Retriever, vs.) kanamanın tespiti daha kolaydır. Bazı köpeklerde kanlı akıntı proöstrusdan östrusa geçişte kesilir. Kanlı akıntı bazı köpeklerde proöstrus - östrus boyunca görülürken, bazılarında ise sadece proöstrus başında gözlemlenebilir. Vulva dudakları açıldığında mukaza hiperemik (kırmızı renkte) olup, vulva dudakları oldukça ödemli (şiş) bir hal almıştır. Ödemli vulva erkeğin aşım yapması sırasında dişide tepkiye yol açan en önemli nedendir. Bu dönemde dişi sık sık işeme pozisyonu alır. Erkek dişinin perineal bölgesini yalar.

2. ÖSTRUS
Östrus, "ateşli davranışlar" anlamında Yunanca bir kelimedir. Bu dönem, dişi köpeğin erkek köpeği çiftleşmek için kabul ettiği dönem olarak tanımlanabilir. Bu dönem 3 ile 21 gün arasında sürmekte olup ortalama 9 gündür. Dişinin erkeği kabul ettiği ilk gün östrus'un başlangıcıdır. Erkeği reddetme ile bu dönem sona erer. Dişi köpek, erkek köpeği gördüğünde, arka kısmını alçaltır, bu bölgeye (perineum) elle basınç uygulandığında kuyruğunu bir yana çekip yukarı kaldırır ve erkeğe destek vermek için arka bacaklarını gergin tutar. Dişideki güçlü seks feromenlerinin (östrojen hormonunun etkisi) etkisi ile çok uzak mesafelerdeki erkek köpeklerin dahi ilgisini çekebilmektedir. Vulvadaki ödem (şişlik) gevşek ve yumuşak bir hal alır ve erkeğin aşımı sırasında kenetlenme için engel oluşturmaz. Vajinadan gelen akıntı sarımsı veya pembe renklidir ve belirgin bir kanama yoktur. Bu dönemdeki dişi köpek erkeği kabul ederken ona karşı tepkisiz kalabilir ya da ilgisini çekebilmek için yanından ayrılmayabilir.

3. DİÖSTRUS
Vajinal akıntıda bulunan feromenlerin erkeği uyaran etkisi bu dönemde azalır ve giderek yok olur. Dişi erkeğin tüm çabalarına karşın aşıma müsaade etmez. Erkek bıkar ve dişiyi bırakır. Ortalama 50 - 80 gün sürer. Seksüel siklusun kızgınlık evresinde (2. Evresi olan Östrus) eğerdişi hayvan çiftleşmemiş ise bunu takip eden siklus döneminde (metostrus) “Yalancı Gebelik” adını verdiğimiz durum gelişir. Bu fizyolojik olarak seksüel siklusun akışında yaşanan doğal bir süreçtir. Bunun sebebi kan prolaktin seviyesinin yükselmesidir. Bu artış bazen daha yüksek seviyelere ulaşmakta ve buna bağlı olarak ta dış klinik semptomlar ortaya çıkmaktadır. Bazen de bu seviyedeki (prolaktin) artış fizyolojik sınırlar içerisinde kaldığından dış klinik semptomlar gözlenmez. Başlıca klinik semptomlar; memelerin büyümesi, sıkıldığında süt veya sekret gelmesi, köpeğin memelerini yalaması, bazen memelerde kızarıklık ve ağrı. Karanlık yerlere saklanma, evdeki çeşitli taşınabilir eşyaları sahiplenme ve saklama, sinirlilik hali, iştahta azalma veya tam tersi artış gibi dış klinik semptomlar gözlenebilir. Mevcut bu olgu fizyolojik bir seyir izliyorsa müdahale edilmeden kendiliğinden 10 – 15 gün içerisinde düzelir. Ancak memelerde kızarıklık, şişkinlik, ağrı, ateş, genel durumda bozulma (iştahsızlık, durgunluk, vucut ısısında artış) gibi genel semptomlar oluştuğunda Veteriner Hekim tarafından müdahale edilmesi gerekir.

4. ANÖSTRUS
Anöstrusda klinik belirti görülmez. Tüm genital organlar tam olarak dinlenme dönemine girmiştir.

EN UYGUN ÇİFTLEŞME ZAMANI
Proöstrus ve östrus evrelerinin uzun sürmesinden dolayı, dişi köpeklerin ne zaman çiftleştirilmesi gerektiği konusu çok büyük önem arz etmektedir. Pratikte, dişi köpeklerde en uygun çiftleşme zamanı kanamanın görüldüğü andan itibaren 7 – 12. günler arasındadır (östrus'un (kızgınlık) başlamasından 2 - 3 gün sonra ya da proöstrus kanamasının görülmesinden 10 - 14 gün sonra olmaktadır). Başarılı bir gebelik elde etmek için ise dişi köpeğin erkeği kabul ettiği ilk gün çiftleştirilmesi ve 3 gün sonra tekrar aşıma alınması önerilmektedir. Bazı durumlarda dişi köpek kızgınlık belirtilerini size yansıtamayabilir. Bu tip durumlarda "Vajinal Smear Testi" Veteriner Hekiminizin tarafından yapılıp size uygun çiftleşme dönemi hakkında bilgi verebilir.



Şişli’de Hayvan Kısırlaştırma ve Rehabilitasyon Merkezi Açılıyor! 
Şişli Belediyesi’nin bölgedeki hayvanların rehabilitesini sağlamak amacıyla inşa ettiği Şişli Belediyesi Hayvan Kısırlaştırma ve Rehibilitasyon Merkezi, 19 Şubat 2011 Cumartesi günü açılıyor. Saat 12:00'de Piyalepaşa Bulvarı No:80, Şişli'de yapılacak olan açılışa tüm hayvan severler davetlidir!
Şişli Belediyesi, ilçedeki sokak hayvanlarının rehabilitasyonunu sağlamak ve Şişli halkının refah seviyesini daha da artırmak amacıyla sokak hayvanlarının kısırlaştırma ve tedavi işlemlerini gerçekleştirmek için Hayvan Kısırlaştırma ve Rehabilitasyon Merkezi hizmete açıyor. Piyalepaşa Bulvarı’nda bulunan rehabilitasyon merkezinin açılışında Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül ve bölgedeki hayvansever yurttaşlar hazır bulunacak. 

Kısırlaştırma ve Rehabilitasyon Merkezi; 5 Veteriner Hekim, 1 Veteriner Sağlık Teknisyeni ve 6 kişiden oluşan yardımcı personeli ile Şişli’de yaşayan sahipsiz sokak hayvanlarına hizmet verecek. Buraya gelen hayvanların muayene ve tedavileri yapılacak, kısırlaştırılan hayvanlar işaretlenerek kayıt altına alınacak. Mahallelerine geri gönderilen hayvanların da aşı takipleri kontrol edilecek ve kuduz hastalığına karşı koruyucu takip aşıları yapılacak. Merkeze gelen hayvanlar için sahiplendirmeler de yapılarak kayıt altına alınacak.

Merkezde, hasta hayvan kayıt ve danışma, muayene ve ameliyathane, ameliyat sonrası operasyon yoğun bakım, enfeksiyon, dış parazit tedavisi için kullanılan banyo odası, müşahede (gözlem) ve röntgen bölümü bulunmakta. Kısırlaştırma operasyonu sonrasında hayvanlar, merkezde 10 gün süreyle tutulacak, tamamen sağlığına kavuşanlar alındıkları ortama geri bırakılacak.

Hayvan Kısırlaştırma ve Rehabilitasyon Merkezi, 25 adet köpek ve 30 adet kedi barındırabilme kapasitesine sahip. Ayda ortalama 165 sahipsiz hayvanın merkezde yatılı olarak bakım ve tedavisinin yapılması hedefleniyor.



Bu başlığı atmamın sebebi bugün kapımın beklenmedik bir şekilde 4. katta oturan yaşlı amca tarafından çalınmış olması. Kendisinden daha önce "Köpek ailenin bir parçasıdır" yazımda bahsetmiştim. Bir sabah 6'da Jessie'yi çıkarırken karşılaştığımızda bana kendisinin apartmanın yeni sahibi olduğunu söyleyerek Jessie için "bunu bir an önce elden çıkarmaya bakın" demişti. Ben de kendisine Jessie'nin elden çıkarılacak bir eşya olmadığını, tersine ailenin bir bireyi olduğunu söylemiştim. Daha sonra kendisi ile pek bir münasebetimiz olmadı birkaç kez yolda görmemiz dışında.

Yaşlı amca hakikaten çok yaşlı, iyice güçten düşmüş ve sanırım pek kimsesi de yok. Üst kattakilerden bir ara hastanede olduğunu ve çok da iyi olmadığını duymuştum. Bir de apartmanın sahibi olmasını söylemesi nedeniyle adamın deli olduğunu söylemişti üst komşumuz. Bizim dairenin tapusuna bakarak amcanın olmadığını söyleyebilirim kesinlikle ama bu beni adamın deli olması sonucuna vardırmaz. Başkalarını vardırabiliyor tabii, orası ayrı bir mevzu.

Sonuç olarak bugün kapı çaldı ve adamcağız dili yarı döner yarı dönmez bir şekilde benden bazı şeyler rica etti. Terziye verilip söküğü dikilecek kıyafetler, sağlıkla ilgili konularda yardım, vs. Biraz şaşırdım, çünkü apartmanda çalışan ve gündüzleri evde olmayan tek ben varım, diğer katlar aile ve tüm gün evdeler. Yani bu konularda adama benden çok daha rahat bir şekilde yardımcı olabilirler aslında. Neden benim kapımı çaldı bilmiyorum, belki köpek sahibi olmamdan ötürü daha yardımsever olabileceğimi düşündü. Ya da daha önce benim Jessie'ye nasıl davrandığımı ve onunla nasıl konuştuğumu (bebişim, güzel yavrum, vb.) duyduğundan ona daha cana yakın geldim. Sonuç olarak kendisine tabii ki yardım edeceğim. Bana bir zararı olmadı sonuçta ve gerçekten yardıma muhtaç görünüyor. Ben kapıyı kapadıktan sonra üst kattaki komşumuz kapısını açarak adama "doğalgaz parasını verdin mi?" diye sordu. İçim burkulmadı desem yalan olur, adamın doğalgazı düşünecek bir hali yoktu pek o an, ayakta zor duruyordu.

Kıssadan hisse; Hayat beklenmedik yüzünü her an gösterebiliyor. Ne oldum değil ne olacağım diyeceksin demiş atalarımız, ne kadar da doğru demişler.



KÖPEKLER NEDEN OT YER?

Bazı köpek sahipleri dışarı çıkardıkları köpeklerinin bahçedeki çimleri büyük bir iştahla yediğini gördüklerinde hayrete düşebilirler. Hayvan davranış bilimcileri köpeklerin ot yeme alışkanlıklarının altında yatan sebepleri yıllarca araştırdılar. Ne var ki araştırmalardan pek bir sonuç alınamadı.

Köpeklerin büyük bir çoğunluğu ot yedikten sonra kusarlar. Anlaşılamayan nokta şudur; köpekler ot yedikleri için mi kusarlar, yoksa kusmak için mi ot yerler? Genel kanı köpekler bazen sırf tadını sevdikleri için bazen de mideleri rahatsız olduğu için ot yerler. Yapılan gözlemlerde midesi rahatsız olmayan köpekler otu daha uzun süre çiğneyerek yutuyorlar. Bu köpekler genellikle yedikleri otu kusmuyorlar. Bu durumda ot yemeği tamamlayan bir salata tabağının yerine geçiyor. Midesi ağrıyan köpekler otu daha hızlı ve çiğnemeden yutuyorlar ve kısa bir süre sonra kusuyorlar; böylelikle mideleri rahatlıyor.

Bir diğer tez de yeterli beslenemeyen, dengesiz beslenen köpeklerin ot yediğine dayanır. Bu pek kabul gören bir tez değildir; çünkü iyi kalite mama ile beslenen sağlıklı köpeklerin de ot yediği sıkça görülmektedir. Bazı davranış bilimciler bu durumu, vahşi köpeklerin doğada dengeli beslenebilmek için ot yedikleri ve bu alışkanlığın da içgüdüsel olarak günümüzdeki evcil köpeklerde halen görülmekte olduğu şeklinde yorumlamışlardır. Eğer köpeğinizin ot yemesinden rahatsızsanız ve bunun beslenme kaynaklı olabileceğini düşünüyorsanız köpeğinizin gıdasına lifli birkaç sebze eklemeyi deneyebilirsiniz; fakat genel kanı gıdayı değiştirmenin bu alışkanlığı pek değiştiremediği yönündedir.

İyi haber köpeklerin ot yemelerinde sağlık açısından bir sakınca olmamasıdır. Sadece köpeğinizin seçtiği ot yeme alanlarının başka hayvanların tuvalet bölgesi olmamasına dikkat edin. Bir çok hastalık taşıyan bakteriler ve parazit yumurtaları enfekte hayvanların dışkılarıyla çevreye saçılır. Bu sebepten köpeğinizin iç ve dış paraziter ilaçlamalarını ihmal etmeyin.

Animallia



Köpekler diğer tüm memeli canlılarda olduğu gibi türlerinin devamını üreyerek sağlarlar. Hayvanlarda kızgınlık dönemleri insanlara kıyaslanırsa oldukça büyük farklılıklar gösterebilmektedir. Dişi köpek sahibi olarak sizin bu evre hakkında yeterli bilgiye sahip olmanız, "kızgınlık" (çiftleşme) siklusunda oluşan olayların işleyişi ve bu dönemlerin özelliklerini bilmeniz, onun hayatını sizinle beraber daha rahat bir şekilde geçirmesinde büyük yararlar sağlayacaktır. Unutmamanız gereken diğer bir konu da dişi köpeklerin kızgınlık dönemlerindeki davranışlarının normalden farklılıklar gösterebileceğidir. Bu dönemlerde ona yaklaşamınız daha anlayışlı, sevecen ve dikkatli olmalıdır.

ERGENLİK ÇAĞI (PUBERTAS)
Beslediğiniz anne adayı bir dişi köpeğin cinsel hayatı (ergenlik çağı) doğduktan sonraki 6 - 12 aylık dönemde gözlemlenen ilk kızgınlık belirtileri ile başlamaktadır. Köpeğin ırkı ilk östrus siklusunun görülme zamanı üzerine etki etmektedir. Ergenlik çağına erişilen dönem; ırk, çevre koşulları ve beslenme gibi faktörlere bağlı olarak değişkenlik gösterebilir.

ÇİFTLEŞME MEVSİMİ
Dişi köpekler genelde ilkbaharda ve sonbaharda olmak üzere yılda iki kez kızgınlık gösterir. Bu dönemler mevsimsel monoöstrik (bir kızgınlık döneminde tek bir kızgınlık gösterme) olarak değerlendirilmektedir. Ancak yapılan bazı çalışmalar sonucunda çevresel etkilerin kontrol altında tutulduğu ortamda yetiştirilen köpeklerin mevsime bağlı olmaktan çıkabildikleri gözlenmiştir. Örnek vermek gerekirse Basenjii ırkı köpekler senede yalnız bir kez (Sonbaharda) kızgınlık gösterirler.

Genelde Proöstrus (kızgınlık öncesi) dönemi en çok Şubat ayında görülmektedir. Bu aydan sonra yoğun olarak görüldüğü aylar Mart, Nisan, Mayıs, Haziran ve Ekim'dir. Ekim - Ocak arasındaki aktivite Haziran - Eylül arasındaki aktiviteden daha fazladır. Şubat - Mayıs ayları arasında kızgınlıkların yoğunlaşması hipotalamus – hipofiz - ovaryumlar üzerinde çevresel stimülasyonun olduğunu göstermektedir. Özet olarak dişi köpekler yıl boyu östrus gösterebilir, çiftleşebilir ve yavrulayabilir. Ancak yoğun olan dönemler kış sonu ve ilkbahar başındadır. Çiftleşme için en ideal yaş 2 - 6. yıllar olup reprodüktif (üreme) performans 6. yaştan itibaren düşmeye başlar. Köpeklerin büyük çoğunluğunda 8. Yaştan itibaren kızgınlık gösterme durmaktadır (bakım, beslenme ve çevresel faktörlere göre değişkenlik gösterir). İlk çiftleştirmenin ikinci ya da üçüncü östrusta yapılması tavsiye edilmektedir.



Bu akşam Maçka'daki güzel arkadaşlarımız ile yine Maçka Parkı'nda güzel ama biraz da delice bir akşam geçirdik. Arkadaşlarımız ile karşılaştığımızda bir süredir parkta geziyorduk Jessie'yle. Jessie tam da havuza atladığı an Meliha Abla, Hale ve Hilal ile karşılaştık. Onlar biraz yürüyüş yaparken biz Jessie kurusun diye top oynadık ve sonra tekrar buluştuk.

Bu akşam bir an geldi ki köpüşlerimizin hepsinde bir delilik varmış gibi geldi bana.:) Hepsi komik bir şekilde komik tavırlara girmiş takılıyorlardı ve biz de gayet normal bir şekilde aramızda muabbet ediyorduk.:) Bir an baktım hepsi ayrı delilikte, işte güzel köpeklerimiz ve delilikleri..:)

Carmen top canavarlığı ile bilinir ve parkta herkesi top atmakla yormasıyla meşhurdur. Meliha Ablacığımızın kolu kopar Carmen'e top yetiştirmek için ve o zaman biz mesaiyi devralırız sırasıyla..:) Bu akşam Carmen ağzında Jessie'nin topu herkesi top atmaya zorlamakla meşguldu. Topu Jessie aldıkça Jessie'nin ağzından topu kapıyor -şaşkın oğlum..:)- ya da havlamaya başlıyordu.
Siyah cazibe Carmen'imiz. 


Hale'nin köpeği Puffy çok yakışıklıdır. Bugün de bir yandan delicesine havlarken bir yandan kendisini sevdirir halleri çok komikti. Seviyorlar işte neden havlıyorsun demeden edemedim kendisine.:) 

Maçka Parkı'nın köpeklerinden Rex ve adını bilmediğim bir park köpeği non-stop bir şekilde beraber oynarken arada sebepsiz yere kavga ediyor ve birbirlerine giriyorlardı. Sonra yine hiçbir şey yokmuşçasına oyuna devam ediyorlardı. Komedi ötesi bir durumdu. Rex arada bir Jessie'yi seven Meliha Alba'yı kıskanıp Jessie'yi dövmeye yelteniyordu her zamanki gibi. "Yeter ama Rex, kimse yokken ne güzel oynuyorsun Jessie ile, bitsin bu kıskançlık halleri" diyorum buradan Rex'e, duymuştur kesin beni..:)

Jessie topunu Carmen'e kaptırdıkça ya etrafta deli gibi koklanıyor ya da ağzından memesi alınmış çocuk gibi havlamaya başlıyordu. Topunu başkasından almaya çalışma huyu yoktur pek top yüzünden çok kavga içinde kaldığından. Bu yüzden zaman zaman böyle deli deli havlar. "Git işini kendin hallet" dememe rağmen arada susturmak için Carmen'den alıp Jessie'ye verdik, deli kuşum..:)


Bu kadar delinin arasında Hilal'in köpeği Odie o kadar sakin ve normaldi ki "tek normal Odie" dedim bu akşam. Ama sonra bu kadar delinin içinde bu kadar sakin olmak da ayrı bir delilik dedim kendimce...:) Hilal de "onun da kendi ayrı halleri var" diyordu bu akşam..:) Çok tatlı değil mi ama..:)



- Haraketlilik ve oyunculuk artar.
- Dışarı çıkma isteği fazladır.
- Sürekli yalanma ve temizlenme isteği vardır.
- Vulva şişkin ve kızarıktır.
- İlk bir iki gün sarımsı beyaz daha sonra gittikçe koyulaşan kırmızı bir akıntı görülür. Her oturup kalktığı yerde kırmızı bir leke bırakır veya yürürken yerlere kan damladığını görürsünüz. Nadir olarak çok titiz köpeklerde sürekli temizlenme nedeni ile bu tür bir akıntı görmeyebilirsiniz.
- Sokağa çıkıldığında çevredeki erkek köpeklerin sürekli takip etmesi söz konusudur.



Köpek Sevgisinden Faydalanarak Çıkar Sağlayanlar

Bazı kişiler insanların köpek sevgisinden faydalanarak kendilerine çıkar sağlama çabasına giriyor. Hemen aklıma gelen iki tanesini yazıyorum.

1. Kucağına minik bir kedi ya da köpek almış dilenciler
Çok enteresan bir manzaraydı hakikaten. Adam kaç gündür kör olduğu kartıyla kimseden para alamıyordu ama bugün kucağındaki kedi sayesinde önünde resmen yardım kuyruğu oluşmuştu.
2. Elinde top ya da yavru köpekle parkta gezen çapkınlar
Bugün parkta eline bir teniz topu alıp gelmiş bir çapkın arkadaş vardı. Köpek gezdiren kızlar yaklaştıkça elindeki topu sanki kendi kendine oynarmış gibi duvara çarpıyordu. E tabii biliyor ki köpek dayanamayıp topa gelecek, haliyle kızla da konuşma ortamı doümuş olacak..:)

Her iki tipten insanlarla bugün karşılaştığım için ilk aklıma gelenler bunlar, eklemeleriniz var mı?



Küçük boyuttaki ya da yavru köpeğiniz insanların ya da diğer köpeklerin üzerine atlama eğilimi ya da onlara karşı agresiflik gösteriyor olabilir. Bu davranışı durdurmak ve o an için engellemek için onu kesinlikle kucağınıza almayın. Kucağınıza alarak sadece o an için köpeğinizi durdurabilirsiniz. Fakat aynı zamanda ona dokunmuş, yani köpeğinizi ödüllendirmiş de olursunuz. Ödüllendirme ise yapmakta olduğu hatalı davranışın farklı zamanlarda da sürdürmekten sağlamaktan başka bir işe yaramaz.


Üzerine atlama sorununa öneriler getiren yazılarımız;
http://goldenjessie.blogspot.com/2010/11/bugun-ne-alrdnz-hasin-sevgi-mi-yoksa.html
http://goldenjessie.blogspot.com/2010/10/kopeginiz-uzerinize-atlayarak-ne-demek.html



İnsanın sadık dostu köpekler sundukları karşılıksız sevgiyle sadece sahiplerini şımartmakla kalmıyor, aynı zamanda hareket etmelerini sağlayarak başka bir egzersiz yapmadan onların kalp sağlıklarını da koruyor.

İtalyan Corriere della Sera gazetesinde çıkan habere göre, ABD'deki San Diego Üniversitesinden bir grup bilimadamı bin kadar köpek sahibiyle anket yaptı.

Ankete katılanların 3'te ikisinin köpeklerinin dışarı çıkarılmasıyla bizzat kendilerinin ilgilendiğini söylediği anket, bu sayede katılımcıların yüzde 64'ünün kendileri bile farkına varmadan tıp merkezlerinin kalp ve dolaşım hastalıklarını önlemek için önerdiği yeterli fiziksel aktiviteyi yaptığını ortaya koydu.

4 ayaklı dostlarını kendileri gezdirmeyen tembel köpek sahiplerinden kalp sağlıklarını korumak isteyenlerin ayrıca egzersiz yapmak durumunda kaldığı belirtildi. 


AA'ndan alıntıdır



Yavru köpeklerde tuvalet eğitimi için bir ipucu paylaşmıştık BURADA. Gazete kağıtları kullanımı ile ilgili olarak daha sonra bloğumuzdan Günay'ın bir sorusu üzerine kendisine biraz daha bilgi yollamıştım, aşağıda herkesle paylaşıyorum;

Köpekler yaşadıkları ve yattıkları yeri pisletmek istemezler, tuvalet eğitiminin ilk aşamasında gazeteleri farklı yerlere koymak daha iyi olur. Hatta yerleri komple gazetelerle de kapatabilirsiniz. Köpeğinizin tuvaletini yapacağı yeri kendisinin seçmesine izin verin ve zaman içinde yapmadığı yerlerdeki gazeteleri azaltıp yaptığı yerlere koyun sadece. Gazetelerin altında kokusunu alması için pisletilmiş bir gazete bırakabilirsiniz. Bu sayede muhtemelen oraya yakın olan yerleri seçer zaten. Bir süre sonra tuvalet yerini belirlemiş olur ve dolayısıyla gazete kağıtları da sadece belli bir yerde olur. Köpeğiniz de kendisi gider ve oraya yapar zaten.



Köpek almadan önce çok iyi düşünüp konuyu her boyutuyla değerlendirmek çok önemli. Sayfamızda bu konuda yapılan çok güzel bir yorum yazısı bulunuyor. Sayfamızın takipçilerinden Duygu Berk'in izniyle yorumunu herkesle paylaşıyorum. Köpek sahiplenmeyi düşünenlere ışık olacağını düşünerek okumalarını tavsiye ediyorum.
Çok teşekkürler Duygu Hanım.

Biz önce 2,5 yaşında dişi golden evlat edindik...3. ailesi olarak neler hissettiğini tahmin ediyorum. Sanki çarşıdan aldım bir tane eve geldim bin tane hesabı :)) sonra yavruladı. 7 yavrusunu ilk 2 ayda sahiplendirdik. Ama sonuncuyu 5 ay sonra evlat edindirdik. Ve çok özel sebeblerden dolayı son yavrumuz 3 ay sonra geri geldi. Şimdi anne ve oğul evimizde.
Akrabalık duygusu köpeklerde olmadığı için de arada bir çiftleşme eğilimleri var.

Yavrumuz Leo'ya iyi bir aile bulmamız lazım ama bir de travma geçireceğini düşünüyorum.. Çünkü geri geldiğinden beri arada bir eve çiş ve kaka kaçırıyor. Ağladığını sanıyorum..:(( Şuan bizimle çok mutlu.. Tekrar sahiplenilip bırakılırsa ne olacağını biliyorum :( Bunlar bir yana hoplamak, zıplamak, ısırmalı ama can yakmayan oyunlar, tatlı tatlı birbirlerini yalamak, yemeklerini paylaşmak, bizlere verdikleri ıslak öpücükler :)) hepsi duble keyifffff.. Neden bunları anlattım: köpek alırken önemli olan cinsiyet değil ona ömür boyu aile olunabilinecek mi olayıdır. Aile çocuk istiyor diye köpek almamalı . Ailenin bütün fertleri köpekle yaşamaya, onu ölünceye kadar iyi bakıp korumaya hazır olmalı.

Zorluklarını (evdeki-çevredeki tüy dökümleri, tuvalet ihtiyaçlarını gidermek, toplumdaki köpek=korku olgusuna karşı durabilmek, apartmanda veya mahallede birlikte yaşanılan insanların onayını alma gerekliliği, akrabaların inatla kist olacak endişesi, evinizin ya da elinizin hep pis olduğu önyargıları...) bilip içinizde güçlü bir cevher varsa alınız.
BİR KÖPEĞİN DOSTLUĞU, BİR DOSTUN KÖPEKLİĞİNDEN BİN KAT HAYIRLIDIR... Geçenlerde Prof.Dr. Sabiha Paktuna Keskin Antalya'da verdiği konferansta oğlu için evine aldığı köpekten birçok hayat dersi kazandığını söyledi. Lütfen onların da duygularının olduğunu unutmayalım...
Sevgiler.
Duygu Berk



Japon uzmanlar eğitimli köpeklerin bağırsak kanseri olan kişileri erken evrede bile belirleyebildiğini söylüyor. Köpeklerin bunu nasıl başardığını bulmak, teşhis olanaklarını geliştirebilir.

Yapılan yeni bir araştırmaya göre köpekler erken aşamalarındaki bağırsak kanserini koku duyularıyla tespit edebiliyor. Gut adlı tıp dergisinde yayınlanan çalışmada Japon doktorlar özel eğitimli dişi bir labrador cinsi köpeğe sağlıklı ve bağırsak kanseri olan hastalardan alınan nefes ve dışkı örneklerini koklattı.

Köpek, on vakanın dokuzunda sağlıklı ve kanserli vakaları birbirinden ayırabildi.
Ancak İngiliz kanser araştırmaları derneği (Cancer Research UK) uzmanların köpeğin hangi kimyasal bileşenleri seçtiğini belirlemekten uzak olduklarına dikkat çekiyor. Ayrıca araştırmanın yeterince büyük bir veri tabanını kapsamadığı eleştirisinde bulunuluyor.
Kuruluşa göre, eğitimli köpeklerin olağan kanser taramaları için kullanılması fikri ise şimdilik uzak bir ihtimal.

Köpeklerin cilt, mesane, akciğer, yumurtalık ve meme kanserlerini gelişmiş koku duyularıyla ayırt edebildiği fikri daha önce de gündeme gelmişti. Tümörlerin doğası itibariyle kendine has bir kokusu olduğu ve köpeklerin bunu algılayabildiği düşünülüyor.

Japonya'daki Kyuşu Üniversitesi uzmanları, deneyleri için sekiz yaşındaki siyah labrador Marine'e başvurdu. Marine'e biri bir kanser hastasından, dördü sağlıklı deneklerden alınmış beş farklı numune koklatıldı. Nefes testlerinde, köpek 36 kezden 33'ünde, kanserli numuneyi buldu. Dışkı ile yapılan deneyde ise 38 denemeden 37'si başarılı oldu. Belirlenmesi çok güç olan erken vakalar bile tespit edildi.

İngiltere'de hastaneler dışkıda kan arayarak erken vakaların 10'da birini yakalayabiliyor. Ülkede 20 kişiden biri bağırsak kanserine yakalanıyor; her yıl 16 binden fazla kişi yaşamını yitiriyor.

Kyuşu Üniversitesinden Dr. Hideto Sonoda köpeklerin koku becerisini klinik teşhis yöntemine dönüştürme fikrinin güçlüklerini kabul ediyor. Eğitim verme ve eğitici bulmanın zorlukları yanında, her köpek aynı beceriye sahip değil, aynı köpek bile sürekli aynı düzeyde performans gösteremiyor. Buna karşılık bir tür "elektronik köpek burnu" geliştirmek için araştırmalar yapılıyor. Dr. Sonoda "Kanserin kendine has bir kokusu olduğu kesin. Ancak bunun kimyasal bileşenlerinin ne olduğu belirsiz. Doğru yanıtı sadece köpekler biliyor" diyor.
Sonoda'ya göre bu nedenle önce "Köpeklerin farkına vardığı organik bileşenlerin hangileri olduğunu tespit etmek gerekiyor."

Mynet



Tüy bakımı köpeklerde üzerinde önemle durulması gereken bir konudur. Çünkü yılda en az iki kez olmak üzere tüy değiştirirler.

Bahçede yaşayanlarda bu genellikle ilkbahar ve sonbahar civarında daha yoğun dökülme şeklindedir ve daha kısa sürer. Fakat evde yaşayanlarda bütün yıla yayılarak devam eder.

Eğer bir beslenme bozukluğu, bir hastalık, lokal bir açılma yoksa bu tüy değiştirme olarak adlandırılır. Bizim yapacağımız onu hergün hatta yoğun tüy değiştirme zamanlarında sabah akşam olmak üzere iki defa fırçalamaktır. Bu işlem için en uygun olanı tel veya eldiven tarzı fırçalardır.

Yavru köpeğinizi fırçalamaya ne kadar erken alıştırırsanız ileride o da siz de rahat edersiniz. Çünkü fırçalama genel bakım için beslenme kadar önemli bir işlemdir.

Fırçalama yaparken köpeğiniz üzerinde gerekli olan günlük kontrolleri de uygulamış olursunuz. Bu bilhassa deri problemlerine yatkın olan ırklarda sorunu erken keşfetmek bakımından önemlidir.

Köpeğinizi fırçalarken özellikle eldiven tarzında fırçalar kullanırsanız, aynı zamanda deriye masaj yapıp kan dolaşımını da uyarmış olursunuz.



Hep köpekler mi olacak, biraz da kedilerden bahsedelim, bu ara onları ihmal ettik sanki.:)

Kedi almayı düşünüyorsunuz ama ırkına karar vermekte zorlanıyor musunuz? Aşağıdaki linkte bulunan kedi ırk seçimi testi size yardımcı olabilir.

http://www.juen.com.tr/irkSecimiSoru.aspx?PTT=2

Köpek ırk seçim testini de daha önce BURADA paylaşmıştık.



Sharon Yıldız'ı daha önceki Yetenek Sizsiniz yarışmalarında köpeği Savy ile izlemiştik. Bu kez ise sokaktan edindiği sevimli kedisi Casper ile karşılarımızdaydı.

video

Sharon'a Jessie 4,5 aylıkken eğitim videolarımızdan yollamıştım. Jessie'nin çok küçük olmasına rağmen bir hayli numara bilmesi karşısında şaşırmış ve clicker ile eğitim yaptığım için beni tebrik etmişti. Sonrasında yüz yüze de tanışma şansımız da olduk. Kendisi gerçekten de ekranda gördüğünüz kadar sempatik ve cana yakın bir insan. Köpeği Savy, papağanı, kedisi hepsi de çok tatlılar. 



Related Posts with Thumbnails